Reklam
Ana Sayfa Blog Sayfa 3

Yezd

0

İran’ın güneyine veya güneydoğusuna yapılacak bir yolculuk mutlaka Yezd’den geçer. Tarih boyunca, ipek yolunu izleyen kervanlar için de Yezd, önemli bir yol ayırımı özelliğini korumuştur. Yezd’in hemen her tarafı çöllerle çevrili olduğundan bu önemi daha da artmaktadır.

Yezd’e Sasaniler döneminde Kral I. Yezdgerd’in anısına Yezdan Gerd ismi verilmişti. Şehrin tarihi geçmişi Büyük İskender dönemine kadar gidiyor. 642 yılında Arap işgalinden sonra Yezd, tarihi İpek Yolunun önemli ve vazgeçilmez noktalarından biri olmuştur. 14. ve 15. yüzyıllarda Cengiz Han ve Timur ordularının yıkımlarından kurtulamayan Yezd, ticaret yolunun üzerinde olmasının avantajıyla kısa sürede toparlanarak bu yıkımların etkisini üzerinden atmayı becerebilmiştir.

Yezd kentinde tüm binalar çöl kumunun sarı rengiyle uyumlu bir tondadır. Yezdliler de bu coğrafyaya uyum sağlamışlar ve ağır çöl koşullarıyla başa çıkabilmeyi öğrenmişler. Örneğin, çok yakın bir geçmişe kadar şehrin su ihtiyacı, yakındaki Şir Kuh dağlarından Yezdlilerin bir buluşu olan ve “Qanat” adı verilen yeraltı sulama sistemi ile sağlanıyordu. Bu kanal sistemi, 45 km. uzunluğundadır. Yezdliler, ülkenin her yerinde qanat imalatı, su getirme ve yer altı sulama sistemleri konusunda tartışmasız uzmanlıklarıyla aranır olmuştur.

Yezd’de bugün çok sayıda Zerdüşt yaşamaktadır. Yezd halkı hem doğanın olağanüstü zor koşullarıyla sabırla başa çıkma konusunda, hem de toplumsal yaşamda (özellikle Zerdüşt toplumuyla birlikte yaşama konusunda) karşılaşılan sorunları sakince halledebildikleri için eşsiz bir toplumdur. Zerdüştler, günümüz İran’ında dini ibadetlerini serbestçe sürdürebiliyorlar. Ancak geçmişte, özellikle Arap işgali döneminde Zerdüşt tapınakları camiye çevrilmişti.

Yezd şehrini tam olarak öğrenebilmek ve şehrin gerçek dokusunu hissedebilmek için tek bir şey yapmanız yeterli. Şehrin ara sokaklarında kaybolmak. Tamamen toprak malzemeyle yapılmış, çölle aynı renkte olan sıvaları yuvarlatılmış evlerin arasında, birbirini dik kesmeyen ve zaman zaman kemerlerin tünele dönüştüğü, kıvrıla kıvrıla giden sokaklarda zaten istemeseniz bile kaybolursunuz. Çünkü çevrenizde size yönünüzü belirten, yüksek bir bina veya tabela yok. En iyisi kaygılanmadan, kaybolmak. Bakalım bu şehir size ne gibi sürprizler hazırlıyor?

Yezd street
Yezd sokaklarından.

Yezd’in eşsiz özelliklerinden biri de çölün aşırı sıcağını soğutarak kullanma sistemi olan ve Güney İranda çokça görülen “Bad-gir” denilen rüzgar kulelerinin mucidi olmalarıdır. Badgir’ler çölün sıcak rüzgarını belirli bir açıyla içeri alıp evin alt bölümlerine gelene kadar soğutan yüksek baca sistemidir.

Yezd’deki su kümbetlerinin yapısı da çok ilginçtir. Bunlar, görünüşte zeminle aynı seviyededir, ama içine girildiğinde merdivenle yerin 10 metre kadar altına ulaşılır. Buradaki tanklarda bulunan su, kendi kendini soğutan bir sistemle korunur.

badgir
Bad-Gir: Havayı serinletme bacaları

Gezilecek Yerler

Ateşgede – Zerdüşt Tapınağı

Dakhme – Sessizlik kulesi

Yezd Bazaar

Emir Çakmak Kompleksi

Yezd Cuma Camii

12 İmam Türbesi

İskender’in Zindanı

Bagh-e Devlet Abad

Su Müzesi

Meşhed

0

Horasan eyaletinin merkezi ve İran’ın ikinci büyük şehridir. Meşhed, tarih boyunca ipek yolu ve baharat yolu gibi kervan yollarının üzerinde bulunduğu için her zaman önemli bir konumda bulunmuştur. Ticaretin getirdiği zenginlikle gelişmiş, bu yüzden de sürekli olarak yabancı saldırıları ve işgalleri yaşamıştır. Meşhed’den geçen kervan yolu Anadolu’dan Hindistan’a ve Türkistan’dan Arap Denizi’ne doğru giderdi.

Meşhed’in ticaret yolu üzerinde bulunmasından başka ikinci önemli özelliği Şii inancının en önemli ziyaret ve hac yeri olmasıdır. 12. İmam olan İmam Rıza‘nın türbesi buradadır. Şehre geldiğinizde dikkatinizi çekecek ilk şey bu türbeye ait altın kubbeler ve çok güzel işlenmiş minareler olacaktır. Meşhed ismi aslında Meşhed-i Muqqaddes (Kutsal şehit) kelimesinden gelir.

İran’da devletin Şii inancını benimsemesine kadar Meşhed’in kutsal bir ziyaret yeri olarak pek fazla bir önemi yoktu. 16. yüzyılda Safevi devletinin kurulmasından sonra öncelikle devlet yöneticilerinin Meşhed’e ziyaretler yapmaya başlamasıyla Meşhed’in önemi artmaya başladı.

GEZİLECEK YERLER

İmam Rıza Türbesi

Hace Rabi Türbesi

Nadir Şah Müzesi

Tus (Ferdosi)

İsfehan

0

İsfehan, İran’ın önemli sanat eserlerinin bulunduğu bir şehirdir. 16. yüzyılda çıkarılmış bazı madeni paraların üzerinde bu şehrin önemini belirtmek için yer alan “İsfehan dünyanın yarısıdır.” deyimi boşuna söylenmemiştir.

Şehir, Müslüman istilacılar tarafından 640 yılında işgal edilmiştir. Daha sonra Deyleman ve Selçuklu hanedanları döneminde başşehir olmuştur. Moğol orduları 1241 yılında İsfehanı işgal etmiş ve burada büyük bir katliam gerçekleştirerek binlerce kişiyi öldürmüştür. Daha sonra Timur’un orduları da İsfehana saldırılar düzenlemiştir.

İsfehan, en parlak dönemini 15. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde Safevi Sultanı Şah Abbas, ülkeyi Moğollardan temizlemiş ve İran’ın yarısından fazlasını elinde tutan Osmanlıları da Tebriz’e kadar uzaklaştırmıştır. Böylece ülkede birlik ve barışı hakim kılan Şah Abbas, İsfehan’ı başşehir yaparak, mimarisine önem vermiş ve günümüze kadar ulaşan önemli eserlerin bir çoğunu yaratmıştır. Bu yüksek dönem, 100 yıldan biraz fazla sürmüş ve Afgan’lıların İran’ı işgaliyle sona ermiştir. Bu dönemde, başşehir, önce Şiraz’a sonra da Tahran’a taşınmıştır.

İsfehan’da bulunan birçok tarihi eserde kullanılan çinilerdeki mavi rengin tonu İran’ın kuru, sıcak iklimi ve kirli renkleri ile uyumlu bir kontrast içindedir. Şehrin sadece mimari yapısı değil, sakin, huzurlu atmosferi ve ılımlı iklimi de sizi olumlu etkileyecektir. Bu şehir, tamamiyle bir yürüyüş alanı gibidir, pazarda dolaşırken kaybolup gidebilir, çok güzel dekore edilmiş bahçelerde yorgunluğunuzu atabilir ve belki de Birkaç İranlı entellektüel gençle karşılaşıp fikir alışverişinde bulunabilirsiniz. Bu şehir size, gerçek İran kültür ve sanatının hangi duyarlı ve estetik noktalara erişmiş olduğunu iddiasız, gürültüsüz bir tatlılıkla gösterecektir. Burada devrim ateşinin ve politik tartışmaların gerilimi yoktur, sadece mistik ve sakin bir sanatsal duyarlılık vardır.

GEZİLECEK YERLER

Mescid Jameh

Meydan-ı İmam

İmam Camii

Ali Gapu Sarayı

Şeyh Lütfullah Camii

Vank kilisesi

Cehel Sütun

Si-o Se Pol köprüsü

Şiraz

0

Şiraz, Fars eyaletinin başkentidir. Fars eyaleti, bugünkü İran devletine, halka ve konuşulan dile ismini vermesiyle övünür, bunda da haklidir. Şiraz, ayni zamanda bir tarihi eserler, şairler, filozoflar, savaşçılar, sultanlar, orkideler, portakallar ve güller şehridir.

Şirazın kuzeyindeki Bagh-e Anar ve Bagh-e Takhti bölgelerindeki üzüm bağlarında ünlü üzümler yetiştirilir. Şiraz’ın iklimi ve toprak yapısı üzüm yetiştirmeye çok uygundur ve Şiraz’in özel üzümü ile bu üzümden yapılan şarap türü olan Şiraz ve Cabernet Şiraz şarapları dünyaca ünlüdür. (Günümüz İran’ında Şarap imali yasaktır.)

Şiraz bölgesinde ilk yerleşimler Akamenidler dönemine kadar geriye gider. Daha sonra gelen Sasaniler döneminde de önemini koruyan şehir, 693 yılında Arap işgaline uğradı ve Bağdat’in bir vilayeti oldu. 12. yüzyılda Fars krallarından Atabek’lerin eline geçti. Son Atabek, Cengiz Han’in ordularının işgalini önlemek için haraç ödemeyi kabul etti. 1382 yılında ise Şah Suja, kız torununun Timur’un oğullarından biriyle evlenmesine razı oldu. Böylece şehir yanıp yıkılmaktan kurtulmuş oldu.

Moğol ve Timur dönemlerinde Şiraz kenti, büyük gelişme gösterdi. 13. ve 14. yüzyılların Şiraz’ı, dönemin İslam şehirleri içinde en gelişmişiydi. Şiraz’da yetişen Hafız ve Sadi başta olmak üzere birçok sanatçı da Şiraz’ın bir sanat ve kültür merkezi olmasını sağladı. Bu dönemde şiir ve edebiyat dışında mimari, hat sanatı ve resim dallarında eserler verildi.

Şiraz’da yaşanan kültür ve sanat geleneği ortamında yetişen sanatçılar, yüzyıllar boyunca hem İran’da, hem de yabancı ülkelerde eserler verdiler. Bunlar arasında Semerkand’da ve Hindistan’da yapılan eserler, öne çıkmıştır. Hindistan’daki ünlü Tac Mahal’in mimarlarından biri olan Üstad İsa, Şiraz’da yetişmiştir.

Bu gelişmelere rağmen Şiraz, zaman zaman büyük depremlerle hasar görmüş, 17. yüzyılın sonlarında Afgan akınlarına uğramış ve 18. yüzyılda şehirde ayaklanmalar yaşanmıştır.

1750 yılında Zend hanedanının kısa süreli iktidari döneminde Şiraz, İran’ın başkenti olmuştur. Zend sultanı Kerim Han, Şah Abbas’ın İsfehan’da yaptığı gibi Şiraz’i geliştirmek ve büyük eserler yaratmak istemiştir. Kendisine ünvan olarak “vekil” den daha aşağı bir ünvanı kabul etmemiş, böylece kendisini Hz. Muhammed’in vekili seviyesinde gördüğünü ispatlamak istemiştir.

Kerim Han’in yaptırdığı eserler arasında en önemlisi, Kraliyet alanı olarak kullanılan ‘Arg-e Kerim Han’ Kerim Han kalesi’dir. Vekil Camii de müthiş işlemeleriyle Kerim Han’in unvanını taşır. Ayrica İran’ın en güzel kapalı çarşısı Şiraz’daki Vekil Pazarı’dir.

Zend hanedanının çöküşünden sonra gelen Kacarlar 1789’da şehri ele geçirmiş, başkenti Tahran’a taşımış ve Kerim Han’dan kalan bir çok değerli eşyaları talan etmişler. Şiraz, bu dönemde körfezdeki Buşehr limanına giden ticaret yolu üzerinde bulunması avantajıyla hiç değilse ticari önemini koruyabilmiştir. 1930 yılında yeni yapılan demiryolunun Şiraz’dan geçmemesi ile bu özelliğini de kaybetmiştir.

Kaşh-kayi Türkleri, Şirazda yerleşmiş ve buranın kültürüne eşsiz bir katkı yapmış bir Türk boyudur. Kaşhkayiler, Oğuzların Kayı boyundandırlar. Bundan bin yıl kadar önce, şimdiki Azerbaycan bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların 24 boyundan biri, tam olarak bilinmeyen bir nedenle oradan ayrılarak Güney İran’a gelmiş ve Şiraz çevresine yerleşmiştir.

GEZiLECEK YERLER

Kerim Khan Kalesi

Vekil Camii

Şah-e Çerağ Türbesi

Vekil Pazarı

Dervaz-e Kuran

İrem Bağları

Hafız’ın Türbesi

Sadi’nin Türbesi

PERSEPOLİS

Tebriz

0
Tebriz
Eynali

Tebriz, Doğu Azerbaycan eyaletinin başkentidir. Tahran’a uzaklığı 624 km. ve Türkiye sınırına uzaklığı 320 km.dir.

Tebriz’in tarihsel geçmişi konusunda tartışmalı fikirler vardır. Bazı tarihçiler Milattan öncesine kadar giden bir geçmişten bahseder, bazı tarihçilere göre ise Tebriz’in önemli dönemleri İran’a islamın gelişiyle başlamıştır. Arkeolojik kazılara göre Tebriz’in 5 bin yıllık bir geçmişi olduğu ortaya çıkarılmıştır.

Tebriz’i İslami güçlerin işgal edişi 642 yılındadır. Moğol işgalinin yıkmadığı birkaç şehirden biri olarak da Tebriz şanslı yerlerdendir. Moğol işgalinden sonra Safeviler devrinde Tebriz bir süre için İran’ın başkenti olmuştur. Arg-e Tebriz isimli Tebriz kalesi bu dönemden günümüze kadar kalabilmiş eserler arasındadır.

Tebriz’deki birçok tarihi eser, şehirde yaşanan depremlerle yıkılmış ve kaybolmuştur. Safeviler döneminden sonra gelen Kacarlar döneminde gene başşehir olarak kalmıştır. Bu dönemlerde Osmanlı ve Rus ordularının sık sık akınlarına uğramıştır.

Son yüzyılda Tebriz’in iran tarihinde önemli rolü olmuştur. 1906 yılındaki Anayasal Hareketlenmede siyasi hareketin merkezi durumunda olmuştur. 1950 yılındaki petrolün millileştirilmesi hareketlerinde ve 1978 yılından itibaren yaşanan İslam Devrimi sırasında da Tebriz hep önemli bir merkez olmuştur.

Tebriz’in ilginç özellikleri arasında birçok şair yetiştirmiş olması da vardır. Dünya’da yetiştirdiği şairler için özel bir Şairler Mezarlığına sahip olan tek şehir Tebriz’dir diyebiliriz.

Tebriz’in yetiştirdiği ünlü şairler arasında Saib Tabrizi, Ohadi Maraghani ve Seikh Mahmoud Shabistani sayılabilir. Son dönemde yaşamış en ünlü şair ise hiç kuşkusuz Şehriyar’dır. Şehriyar’ın en ünlü eseri Heydar Baba, Tebrizlilerin dillerinden düşürmediği bir şiir olmuştur.

GEZİLECEK YERLER

İl Gölü

Arg-e Tabriz

Azerbaycan Müzesi

Mescid-i Kabud (Gok Mescid)

Kapalı Çarşı (Bazaar)

Şairler Mezarlığı

Niyavaran Sarayı

Kacarlar döneminin mimari eserleri arasında en önemlilerinden biri sayılan Niyavaran Sarayı – müze bir yazlık saray kompleksiydi. Toplam alanı 5 hektar kadardır.

Sahip Geraniye Sarayı : Nasiruddin Şah tarafından Gülistan Sarayı örnek alınarak yaptırılmıştır. Avrupa ve Rus mimari akımlarının izlerini taşımakla birlikte daha sonra gelen Pehlevi hanedanı şahının eşi Farah Diba, iç dekorasyonunu kendisi yapmış ve burayı kendi ofisi olarak kullanmıştır.

sahip geraniye
Sahip Geraniye sarayı dış görünüşü

Saray içindeki odalarda genellikle Kacar dönemine ait cam ve seramik eserler sergilenmektedir. Saray dahilinde bulunan özel çay evi, özel diş tedavi merkezi de ilginçtir. Şah’ın altın telefonu ile altın kaplama tabancası da görmeye değer. Salonda sergilenmekte olan ve dönemin dünya liderlerinin hediyeleri arasında Adolf Hitler, Kraliçe Elizabeth, Nixon, Mao ve Atatürk’ün hediyelerini görebilirsiniz.

Niyavaran Sarayı : Son Şah, Muhammed Rıza Pehlevi, bahçe içinde bir başka saray daha yaptırmış ve 10 yıl süreyle ailesiyle birlikte burada yaşamıştır.

niyavaran
Niyavaran sarayı, dıştan görünüşü

Büyük salonda bulunan Kerman halısı, Akamenid’lere kadar giden birçok kralın ve imparatorun resimlerini taşıması bakımından ilginçtir. İki katlı sarayın her katını gezmek en az 1 saat sürüyor. Giriş katında konukların geçici olarak bekletildiği dinlenme salonu ile Şahın ve Farah Dibanın giysileri ile büyük duvar halılarının bulunduğu salonlar ilginç. Üst katta şahın üç çocuğu için ayrı ayrı düzenlenmiş üç bölüm ile zevkli, fakat abartılı olmayan şekilde düzenlenmiş olan şahın yatak odası da mutlaka gezilmeli.

Niyvaran sarayı, içten görünüşü

Ahmed Şah’ın Sarayı : Son Kacar şahı Ahmed Şah’a ait bu sarayda Kacarlardan çok Pehlevilerin eşyaları sergileniyor. Şahın hobileri arasında bulunan 1960’ların Hi-Fi stereo cihazları, fotoğraf makineleri, müzik çalgıları ve hatta eski bir bilgisayar bile burada sergilenmiş.

ahmed Shah
Ahmed Şah’ın sarayı, dıştan görünüşü

Niyavaran Sarayına gitmek için Tejrish bölgesinden hareket eden minibüslere binebilirsiniz.

Tahran Sayfası

Büyük İskender ve sonrası

İs­ken­der Dö­ne­mi

Bü­yük İs­ken­der, MÖ. 334 yı­lın­da 40 bin ki­şi­lik or­du­suy­la Hin­dis­tan se­fe­ri­ne çık­tı ve er­te­si yıl Akamenid kra­lı II­I. Da­ri­us’un or­du­su­nu yen­di. İran’ı iş­gal et­ti ve dö­ne­min en gü­zel şeh­ri olan Per­se­po­lis’i ya­kıp yık­tı. 

Büyük İskender’in Hint seferi sırasında ölümünden sonra Yunan etkisi hızla zayıfladı ve yerini kuzeydoğudan gelen Partların işgaline bıraktı. Partların hakim olduğu dönemdeki en önemli gelişme yolların yapılması ve “ganat” adı verilen su yollarının geliştirilmesi olmuştur.

M.S. 224 ile 638 yılları arasında ülkeye Sasaniler hakim oldu. Bu dönemde Zerdüştlük, devlet dini haline geldi. Toplum, bir tür kast sistemi ile yönetildi. En tepede Zerdüşt din adamları ve en altta ise toprakla uğraşan çiftçiler vardı. Sasaniler döneminde yollar, köprüler yapıldı, ganat sistemleri geliştirildi, yeni ve çok güzel saraylar inşa edildi. Kast sisteminin ve alt sınıflar üzerindeki ağır vergilerin etkisiyle Sasaniler zamanla zayıfladı ve 645 yılında başlayan Arap işgaline karşı fazla direnemedi.

İslamın kabul edilmesiyle İran kültür ve geleneklerinde önemli değişimler oldu. Zerdüştlük, gücünü ve taraftarlarını kaybetmeye başladı. Arap alfabesinin o dönemdeki kabulü ile İran ülkesinde günümüzde de geçerli olan yapı meydana çıkmaya başladı. Buradaki Zerdüştler, zorla müslümanlaştırıldı. Günümüze kadar devam eden Şii – Sünni kavgası da bu tarihlerde filizlendi.

Arap etkisinin yoğun olduğu bu dönemde Abbasiler, İran’ı 600 yıl kadar yönettikten sonra yerini Selçuklular aldı. Selçuklular, 1051 yılında İsfehanı alarak başşehir yaptılar. Bu dönemde edebiyat ve bilimde belirli ilerlemeler görüldü. Örneğin ünlü şair ve matematikçi Ömer Hayyam bu dönemde yetişti.

Ana Sayfa

Rehberin Kitapları

0

Zafer Bozkaya’nın yayımladığı kitaplar

Zafer Bozkaya, bir yandan gezilerine giderken bir yandan da Ankara’da grafik tasarım işiyle uğraşıyor. İran’a ve Hindistan’a gitmek isteyenlere internet üzerinde her türlü yardımı yapmaya çalışıyor. Bu arada gelen gezi tekliflerini değerlendirerek isteyen gruplara rehberlik yapıyor. Sizin de böyle egzotik, mistik bir gezi yapma düşünceniz varsa lütfen yazın. Rehberin kitapları yayın dünyasında yerini almış durumda.

[email protected]

Zafer Bozkaya’nın Hindistan Gezi Rehberi kitabı 

Zafer Bozkaya’nın Meditasyon ve Kozmik Bilinç, Meditasyon ve Vejeteryan Beslenme ve Aydınlanmaya Giden Yol isminde üç çeviri kitabı yayımlanmıştır.

Zafer Bozkaya’nın Meditasyon ve Kozmik Bilinç kitabı

Yazan:Avadhutika Anandamitra Acarya
Çeviren: Zafer Bozkaya
1. Baskı : (1989) Lotus Yayınları
2. Baskı : (1990) Lotus Yayınları
3. Baskı : (1993) Lotus Yayınları
4. Baskı : (1996) Okyanus Yayınları
5. Baskı : (2001) Evrensel Rönesans Yayınları

Zafer Bozkaya’nın Meditasyon ve Vejetaryen Beslenme kitabı.

Yazan: Avadhutika Anandamitra Acarya
Çeviren: Zafer Bozkaya
1. Baskı : (1991) Lotus Yayınları
2. Baskı : (1995) Okyanus Yayınları
3. Baskı : (2001) Evrensel Rönesans Yayınları

Zafer Bozkaya’nın Aydınlanmaya Giden Yol kitabı.

Meditasyon Kitabı
Yazan: Ram Das
Çeviren: Zafer Bozkaya
1. Baskı : (1998) Okyanus Yayınları

Ana Sayfa

Pehlevi Hanedanlığı

0
Atatürk
Şah

Reza Şah Pehlevi’nin Türkiye ziyaretinde Atatürk ile çekilmiş fotoğrafı

1926’da son Ka­car sultanı Ah­med Şah’ı de­vi­ren Rı­za Han, Peh­le­vi ha­ne­dan­lı­ğı­’nı kur­du. Hemen giriştiği İran’ı mo­dern­leş­tir­me ça­ba­la­rın­da Ata­türk’ü ken­di­si­ne ör­nek al­dı. O dö­nem­de İran’da ula­şım çok ge­ri kal­mış­tı; sağ­lık sis­temi he­men he­men yok gi­biy­di, ta­rım ve sa­na­yi ise ge­liş­me­miş­ti. Ata­türk gi­bi işe ön­ce sos­yal dev­rim­ler­le baş­la­dı. Di­ni et­ki­le­ri kır­mak için ka­dın­la­rın ka­ra çar­şaf giy­me­le­ri­ni ve Mu­har­rem Ayın­da­ki “Aşu­re Gü­nü” kut­la­ma­la­rı­nı ya­sak­la­dı. Bü­rok­ra­si­yi la­ik­leş­tir­meye ve ule­ma’nın nü­fu­zu­nu kır­ma­ya ça­lış­tı.

Ata­türk’ün yap­tı­ğı gi­bi dil­de sa­de­leş­me­ye önem ver­miş, Fars­çanın için­de­ki Arap­ça ve Türk­çe ke­li­me­le­ri te­miz­le­me­ye ça­lış­mış­tır. İs­lam ön­ce­si Fars ta­ri­hi­nin yü­cel­til­me­si, Fars mil­li­yet­çi­li­ği­nin öne çı­kar­tıl­ma­sı gi­bi ko­nu­lar­da kül­tü­rel po­li­ti­ka­lar uy­gu­la­mış­tır. Rı­za Şah, Fars milliyetçiliğini yükseltmekle birlikte etnik olarak bir Aze­ri aşi­re­tin­den gel­mek­tey­di, Tür­ki­ye zi­ya­re­tin­de Ata­türk ile Türk­çe ko­nuş­muş­tu.

Öte yandan, 2. Dünya savaşının yaklaşıyor olması nedeniyle Türkiye, 1935 yılında İran, Irak (ve sonra Afganistan) ile Sadabat Paktı’nı imzaladı.

İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı’nda ta­raf­sız kal­ma­ya ça­lı­şan İran, sa­va­şa gir­memek için ba­şa­rı­lı bir po­li­ti­ka iz­le­miş­tir. Rı­za Han, ba­zı İran top­rak­la­rı­ Rus­ya ta­ra­fın­dan ele ge­çi­ri­lin­ce Ame­ri­ka ve İn­gil­te­re’ye yak­laş­mış, 1941’de is­ti­fa­ya zor­la­nmış ve gene de sür­gü­ne gön­de­ril­mek­ten kur­tu­la­ma­mış­tır. Ye­ri­ne Peh­le­vi ha­ne­da­nın­dan, 22 ya­şın­da­ki oğ­lu Mu­ham­med Rı­za Şah ge­çi­ril­miş­tir.

İn­gi­liz – İran Pet­rol şir­ke­ti­nin İran pet­rol­le­rin­den mil­yon­lar­ca do­lar ka­zan­ma­la­rı İran Pet­rol­le­ri­nin mil­li­leş­ti­ril­me­si tar­tış­ma­la­rını baş­lat­mış 70 ya­şın­da­ki mil­li­yet­çi baş­ba­kan Mu­sad­dık, her tür­lü dış bas­kı­ya rağ­men bu işi ba­şar­mış­tır. Pet­ro­lün mil­li­leş­ti­ril­me­si İran’da ha­len res­mi ta­til ola­rak kut­lan­makta­dır. Şir­ke­tin İn­gi­liz or­tak­la­rı buna kar­şılık İran pet­rol­le­ri­ne ulus­la­ra­ra­sı boy­kot uy­gu­lama­ya baş­la­mış­tır. Bu dönemde İran’ın petrol gelirleri neredeyse sıfıra inmiştir. İran, bol miktarda petrolü olan, ama bunu rafineride işleyemeyen, tankeri olmadığı için de taşıyamayan bir ülke durumuna düşmüştür.

1953’te Şah’ın ül­ke­de ol­ma­dı­ğı bir dö­nem­de Mu­sad­dık, ül­ke dı­şı­na çı­kar­tıl­mış, so­nuç­ta İran pet­ro­lü ge­ne ulus­la­ra­ra­sı bir şirke­tin eli­ne geç­miş­tir. Bu se­fer ABD, bu şir­ke­tin %40 or­ta­ğı du­ru­mu­na gel­miş­tir.

Mu­sad­dık’ın gi­di­şiy­le Ame­ri­kan Hü­kü­me­ti sos­yal iyi­leş­tir­me­ler ve eko­no­mik dü­zen­le­me­ler yap­ma­sı için Şah’a bas­kı yap­tı. Böylece Be­yaz Dev­rim adıy­la büyük bir reform hareketine girişildi. Kamu kuruluşları özelleştirildi, feodal toprak ağalıkları yıkıldı, toprak, köylülere satıldı, tüm halkı kapsayacak bir sosyal güvenlik sistemi kuruldu, köylere binlerce kişilik eğitim ve sağlık birimleri gönderildi, kültür alanında ve eğitimde yeni hedefler belirlendi, eğitim sistemi baştan başa elden geçirildi, batı tarzı giyim, yaşam ve müzik teşvik edildi.

Ancak halk, Şah’ın vizyonunu onunla aynı şekilde görmüyordu. Geniş halk kitleleri giderek yoksullaştı, büyük şehirlere çalışmak için göç etmeye başladı. Büyük şehirlerde Batı tipi yaşam, diskolar ve eğlence yerleri vardı ama sıradan halk için bu büyük bir kültür şoku demekti. Halka yardım edenler ise din adamları ve ulema sınıfı oldu.

Ule­ma­nın ay­nı za­man­da bü­yük top­rak sa­hi­bi ol­ma­la­rı ve top­rak re­for­mu­nun on­la­rın aley­hi­ne ol­ma­sı, seç­me ve se­çil­me hak­la­rı­nın müs­lü­man ol­ma­yan­la­ra da ta­nın­ma­sı ve sü­rek­li yük­se­len enf­las­yon ne­de­niy­le Şah’ın oto­ri­te­si­ne kar­şı çı­kan­la­rın sa­yı­sı hız­la art­tı.
1955 yılında Türkiye, İran, Irak ve İngilterenin katılımıyla Bağdat Paktı anlaşması yapıldı. Buna göre bölge ülkelerinin işbirliği içinde olmaları ve sınırlarının güvenliği garanti altına alınıyordu. Bu ülkelere daha sonra Pakistan da katıldı ve bu örgütün ismi CENTO olarak değiştirildi. 1979 yılına kadar süren bu birlik, çok önemli bir varlık gösteremedi. 1964 yılında Türkiye, İran ve Pakistanı kapsayan RCD örgütü şekline dönüştürüldü. Bu da başarılı olamayınca 1985 yılında ECO örgütü ismini aldı.

Peh­le­vi­le­rin yö­ne­ti­me gel­me­sin­den son­ra genç öğ­ren­ci­ler, batı tipi dev­rim­le­rin ça­bu­cak ta­mam­lan­ma­sı­nı, tu­tu­cu müs­lü­man­lar ise dev­rim­le­rin ta­ma­men kal­dı­rıl­ma­sı­nı ve hatta şe­ri­a­ta dö­nül­me­si­ni is­ti­yor ve her iki grup da Şah yö­ne­ti­mi­ne sal­dı­rı­yor­du. Eko­no­mi­nin git­tik­çe kö­tü­leş­me­si ve pet­rol üre­ti­mi ve sa­tı­şın­da­ki ba­şa­rı­sız­lık, so­kak gös­te­ri­le­ri­ne ve sa­bo­taj­la­ra yol açı­yor­du. Şah ise bu gös­te­ri­le­ri en sert ve en kan­lı bi­çim­de bas­tır­mak­tan çe­kin­mi­yor­du.

Bu sı­ra­da yurt­dı­şın­da olan di­ni li­der Aye­tul­lah Hu­mey­ni, git­tik­çe ar­tan bir po­püla­ri­te ka­zan­mış ve di­re­ni­şin sim­ge­si ha­li­ne gel­miş­ti. Şah, 1978’de re­ji­mi­ni kur­tar­mak için tu­tu­mu­nu iyi­ce sert­leş­tir­di. ABD ile kur­du­ğu çok sı­kı bağ­la­rı bu yön­de kul­la­nan Şah, 1978 Ka­sım ayın­da sı­kı­yö­ne­tim ilan et­ti. Ay­nı gün­ler­de Tahran, Kum ve Teb­riz’de­ki so­kak gös­te­ri­le­rin­de ve ça­tış­ma­lar­da yüz­ler­ce ki­şi öl­dü­rül­dü. Şah’ın gün­le­ri sa­yı­lıy­dı ve 16 Ocak 1979 (şim­di res­mi ta­til­dir) ta­ri­hin­de ül­ke­yi terk et­mek zo­run­da kal­dı.

Sür­gün­de de­ği­şik ül­ke­le­rde yaşayan dev­rik Şah, 1980’de Mı­sır’da öl­dü. Pehlevi ailesinin en son üyesi olan Veliaht Prens Ali Rıza Pehlevi de 2011 yılında Amerika’da intihar etti. Prens Rıza, yakılarak küllerinin Hazar Denizine dökülmesini istemişti, ancak ölümünden sonra aile üyelerinden bazıları buna karşı çıktı. Günümüzde mezarının Boston’da bulunduğu sanılıyor.

Ana Sayfa

İlk Çağlarda İran

0
Kurus Silindir
Persepolis

Kurus’un Silindiri

1879’da Babil’deki Marduk tapınağında yapılan kazılarda bulunmuş olan bu toprak silindir, Pers Kralı Kurus’un dünyanın ilk insan hakları bildirisi denilebilecek ve çivi yazısı ile yazılmış bir metni taşımaktadır. Bu silindirin aslı İngiltere’deki British Museum’da ve bir taklidi ise New York’taki Birleşmiş Milletler binasında sürekli olarak sergilenmektedir.

İran devleti, 2.500. kuruluş yılı kutlamalarını bu silindirin yapılış tarihine dayandırmaktadır. Silindirin üzerindeki yazıtta Kurus, Babil’de ve tanrı Marduk’un kutsal tapınağında barışı sağlamak için çalıştığını ve Babil’de esir olarak bulunan Yahudilerin zorla çalıştırılmalarını yasakladığını yazmaktadır.

İlk Yerleşimler

İran platosuna ilk yerleşimlerin başladığı dönemlerin M.Ö. 3 bin – 2 bin arasına rastladığı kabul edilir. İndo – Aryanların bugünkü İran platosuna geldikleri, bir kısmının burada yerleştiği, bir bölümünün ise Hazar Denizi kıyısına ve Karadeniz kıyısına geçtiği tahmin ediliyor. Bunların arasında bulunan Med’ler bölgedeki ilk uygarlığı oluşturmuşlardır. Sonraki büyük grup birçok göçebeden oluşan Parslardır. Medlerle Parslar o dönemde sürekli olarak birbiriyle çatışmışlar, M.Ö. 550 yılında Pars Kralı Kurus Med’leri kesin olarak yenmiştir.

Büyük Kurus‘un kurduğu Akamenid İmparatorluğu M.Ö. 558 ile M.S. 330 yılları arasında hüküm sürmüştür. Ünlü kralları I. Darius ve Sarkis (Xerxes) zamanında ülkenin sınırları doğuda Hindistan’a, batıda Ege kıyılarına kadar uzanmıştı. Mısır’ı bile topraklarına katan bu imparatorluğun merkezi olan Persepolis şehri günümüzün en önemli tarihi şehirlerinden biri durumundadır. Bu iki kral zamanında tarımda büyük ilerlemeler sağlanmış, demircilik, taş işlemeciliği binalarda taşların kullanılması, altın ve bakır işlemeciliği çok ilerlemiştir.

Ana Sayfa

Sosyal Medya

910BeğenenlerBeğen
1,747TakipçilerTakip Et
189TakipçilerTakip Et
24,200AboneAbone Ol
- Reklam -

Kaçırmayın