Reklam
Ana Sayfa Blog Sayfa 2

İran Gezi Rehberi

0
İran Gezi Rehberi kitap kapağı

İran Gezi Rehberi kitabımın 5. baskısı Mart 2023 tarihinde Alter Yayınları tarafından yayınlandı. Kitap, 256 sayfadır.

Yeni baskıda bütün haritalar gözden geçirildi ve önemli yerler işaretlendi. Otellerin fiyatları güncellendi ve dolar cinsinden belirtildi. Kitabın dördüncü baskısından bu yana gelen yeni gelişmeler İran Tarihi bilgileri bölümüne eklendi. Yeni bölüm olarak Kashan ve Abyaneh şehirleri eklendi.

Kitabın tamamı renkli basıldı. Piyasa satış fiyatı 250 Liradır.

Aşağıda İran Gezi Rehberi kitabından bazı örnek sayfaları görebilirsiniz.

Ulusal Müze

0

1937’de da­ha baş­ka hü­kü­met bi­na­la­rı ile bir­likte ya­pı­lan ve öz­gün tuğ­la ya­pı­sı ile dik­ka­ti çe­ken Ulusal Mü­ze’yi gör­me­den Tah­ran’dan ay­rıl­ma­ma­nı­zı tav­si­ye ede­riz.

Müzenin giriş kapısı bile kendi çapında bir tarihi eserdir. Bu kapı, Fransız mimar Godard tarafından tasarlanmıştır ve Sasani dönemi eyvanlarını hatırlatan yığma tuğla işçilğiyle yapılmıştır.

Müze girişi

Mü­ze­de­ ta­rih ön­ce­si ve diğer dönemlere ait ta­ri­hi eser­ler bir­bi­rin­den ay­rıl­ma­dan bi­r a­ra­da ser­gi­len­mek­te­dir. Bu du­rum, si­zi şa­şırt­ma­sın.

İlk blokta pre-his­to­rik, Aka­me­nid ve Sa­sa­ni bu­lun­tu­la­r yer alır. İkin­ci blokta ise İs­la­mi dö­ne­me ait eser­le­r gö­rü­le­bi­lir.

Bu mü­ze­de en çok il­gi gö­ren eser­ler ara­sın­da MÖ. 11 – 16. yüz­yı­la ait ve Tappe Si­alk böl­ge­sin­den çı­kar­tıl­mış bir top­rak kapta­ki şa­şır­tı­cı “mo­dern” de­sen­ler, ay­nı dö­ne­me ait olup Azer­bay­can ve Ha­zar De­ni­zi böl­ge­sin­den bu­lun­muş ter­ra co­ta (se­ra­mik üze­ri­ne iş­le­me sa­na­tı) iş­len­miş hay­van fi­gür­le­ri, MÖ. 8. yüz­yı­la ait Lo­ris­tan bronz­la­rı ve Su­şa’dan çı­kar­tıl­mış ün­lü Ham­mu­ra­bi Ka­nun­la­rı­nın ya­zı­lı ol­du­ğu kil tab­let­ler bu­lu­nur. (Bu tab­let­le­rin or­iji­nal­le­ri Pa­ris’te­ki Lo­uv­re Mü­ze­si’n­de­dir.)

Hammurabi yasalarının yazılı olduğu anıt taş.

Per­se­po­lis‘e ve Şu­şa’ya gi­dip ta­ri­hi yer­le­ri gör­mek için ye­ter­li vak­ti ol­ma­yan­lar bu mü­ze­yi gö­re­rek te­mel bir bil­gi edi­nebilir. Bu bölge­ler­den ge­ti­rilmiş eser­ler ara­sın­da Aka­me­nid dö­ne­mi­ne ait de­ko­ras­yon­lar, mi­ne kap­lı tuğ­la pa­nel­ler, öküz ba­şı ile süs­len­miş sü­tun baş­la­rı, kra­li­yet sem­bol­le­ri­nin üç dil­de (es­ki Fars­ca, Ba­bil­ce ve Elam­ca) yazıl­dı­ğı al­tın pla­ka­lar ve Aka­me­nid ve Sa­sa­ni dö­ne­mi­ne ait bir çok mo­za­yik, al­tın pa­ra ve mü­cev­her­ler bu­lu­nur.

Müzedeki en değerli parçalar arasında I. Darius’un Persepolisten getirilmiş paneli bulunur. Bu panelde I. Darius, tahtında oturuyor, arkasında oğlu I. Ardeşir vardır. Darius’un sağ elinde otoritesini simgeleyen bir asa ve sol elinde ise adaleti sembolize eden yeni açmış bir çiçek bulunur. Krala gelen delegasyon, yuvarlak başlıklıdır ve Med ülkesindendir.

Dariusun Ulusal Müzedeki paneli

Delegasyonun bir elini ağzına götürüş şeklinden saygı ifadesi olduğu anlaşılmaktadır. Öteki elinde ise getirdiği hediyeler vardır. En arkada bulunan iki Pers askerin ellerinde mızrak ve tütsü kabı bulunmaktadır. Darius’un kısa boylu olduğu, tahta oturmak için ayaklarının altına bir yükselti yerleştirildiği de dikkati çekiyor. Tahtın hemen önünde Zerdüştlerin kutsal ateşinin yandığı iki kase gösterilmiştir.

Tuz Adam : MS 3. ve­ya 4. yüz­yıl­da ya­şa­mış olan bir kişi, öl­dü­ğün­de tuz­lu bir or­tam­da kal­mış ve cesedi bo­zul­mamıştır.­ “Tuz Adam”ın kafası ve bir çizmesi bu­ra­da sergilenmektedir. Tuz adamın cebindeki cevizi, heybesi, ayakkabısı ve ipe bağlı bir taş, o dönemin yaşam biçimini yansıtmaktadır.

Tuz Adam

Mü­ze­nin ikin­ci bloğu, İs­la­mî dö­ne­me ay­rıl­mış. Ku­fi ya­zı­sıy­la süs­lü ah­şap eser­ler, taş­lar, de­ğer­li ku­maş­lar, top­rak kap­lar ve Ku­ran’dan ayet­le­rin ya­zı­lı ol­du­ğu par­şö­menlerin bu­lun­du­ğu eser­ler burada sergilenmektedir.

Tahran Sayfası

Kacar’lar Dönemi

0

Kacar Sultanlarından Nasiruddin Şah’ın Gülistan Sarayındaki heykeli.

1796’da Türk asıllı Ağa Mu­ham­med Han, ül­ke­yi ele ge­çir­miş­, böylece Kacar’lar Dönemi başlamıştır. Tah­ran’da taç gi­yen bu şah za­ma­nın­da İran, ba­tı kül­tü­rüy­le da­ha çok yakınlaş­ma­ya baş­la­mış­tır. Dö­ne­min bü­yük ül­ke­le­ri Rus­ya, İn­gil­te­re ve Fran­sa, İran ile il­gi­len­me­ye baş­la­mış­lar­dır.

Ka­car dö­ne­mi­nin sultan­la­rın­dan Na­sırud­din Şah’ın veziri Emir Kebir, İran’ı tamamen mo­dern­leş­tirme­ye ça­lış­mış, ken­di­si­ne kar­şı çı­kan prens­le­ri­n et­ki­siy­le öldürülmüştür. Bu arada ulema denilen din adamları sınıfı iyice güçlenmiş ve 1862’de devlet­ten ha­ber­siz olarak Rus­ya’ya sa­vaş ilan ede­cek ka­dar ile­ri gi­de­bil­miş­tir. Daha sonra, Rus mal­la­rı­na kar­şı boy­kot uygulanmasını da ule­ma ör­güt­le­miş­tir. Ka­car ha­ne­da­nın­dan Mu­ham­med Şah’ın tah­ta geç­me tö­re­nin­de ule­ma, aya­ğa kalk­ma­ya­rak gü­cü­nü tekrar gös­ter­miş­tir.

1896 ile 1901 ara­sı Ana­ya­sal Ha­re­ket­len­me adı verilen bir dö­nem ya­şan­mış, ve İran bir po­li­tik al­tüst oluş­la kar­şı­laş­mıştır. So­nuç­ta ku­ru­lan par­la­men­to, yeni ana­ya­sa­yı ve ül­ke­nin ida­ri ve po­li­tik sis­te­mi­ni onay­la­mıştır.

Osmanlı Devletiyle ilişkileri her zaman iyi olan İran, Kacarlar Döneminde Osmanlılarla neredeyse akraba olmak üzereydi. Uluslararası planda zor durumda olan Osmanlı Devletinin dar boğazdan çıkabilmesi için Kacar Sultanlarından Ahmed Şah’ın Osmanlı Padişahlarından birisiyle evlendirilmesi gündeme gelmişti. Belki gelin adayının Ahmed Şah’tan öncelikle öteki eşlerini boşamasını istemesinden, belki her iki yönetimin böyle bir birleşmeye hazır olmamasından dolayı bu proje gerçekleşemedi. Eğer gerçekleşseydi her iki ülkenin tarihi başka bir biçimde değişebilirdi.

Meşrutiyet
İran’da ilk meş­ru­ti­yet 1906’da ule­ma, tüc­car­lar ve ay­dın­la­rın bas­kı­sıy­la ilan edil­di. Ule­ma’nın verdiği des­te­ğin nedeni “meş­ru” say­ma­dı­ğı si­ya­si ira­de­yi, ya­ni Şah’ın ira­de­si­ni sı­nır­la­yabilmek için­di. Meş­ru­ti­yet Ana­ya­sa­sı­nın bir mad­de­si Ule­ma’ya ya­sa ta­sa­rı ve tek­lif­le­ri­ni de­net­le­me yet­ki­si ve­ri­yor­du. Bu yet­ki, daha sonraları anayasada aynen korunmuş, Hu­mey­ni dö­ne­min­de iyi­ce ge­niş­le­til­miş­tir.

Bi­rin­ci Dün­ya Sa­va­şı sı­ra­sın­da İran, genelde ta­raf­sız kal­mak­la bir­lik­te Ku­zey­de Rus­ya’nın ve Gü­ney­de İn­gil­te­re’nin et­ki ala­nın­da kal­mış olan böl­ge­le­re bö­lün­müş­tü. 1917 Ekim dev­ri­mi’nden sonra Rus­lar, İran üze­rin­de­ki iddialarından vaz­geç­miş ve ül­ke ta­ma­men İn­gi­liz et­ki­si al­tı­na gir­miştir.

Ana Sayfa

Zend Dönemi

Zend’li Kerim Han

Afşar’lar döneminin sultanlarından Nadir Şah’ın ordusunda bir kumandan olan Zend’li Ke­rim Han, Nadir Şah’ın ölümünden sonra ortaya çıkan karışıklıklardan yararlanarak 1750 yılında yönetimi ele geçirmiş ve böylece Zend Dönemi başlamıştır. Kerim Han, yönetiminin ilk dönemlerinde akıllıca bir taktik olarak Şah İsmail’in büyük torunlarından bir çocuğu göstermelik olarak tahta geçirmiştir.

Zendli’ler 44 yıllık kısa yönetim döneminde baş­şe­hir ola­rak Şi­raz’ı seç­miş ve bu kısa sürede yaptıkları eserlerle Şiraz’ı çok ge­liş­tir­miş­tirlerdir.

Başka İran şahlarının aksine Kerim Han, Şah ünvanını almayı kabul etmemiş ve kendisini “halkın akıl hocası” olarak nitelendirmiştir. Kerim Han, izlemiş olduğu halktan yana politikası nedeniyle çok sevilmiştir. Günümüzde bu hanedanın üyelerinin kurduğu büyük bir uluslararası vakıf, sosyal çalışmalarına devam etmektedir.

Kerim Hanın ölümünden sonra can düşmanları olan Kacar’lar, yönetimi kolayca ele geçirmişlerdir.

Ana Sayfa

Gilekler

0

Ha­zar De­ni­zi’nin gü­ne­yin­de, İran’ın kuzeyinde Gi­lan eya­le­tin­de ya­şa­yan ve İra­ni dil ai­le­sin­den bir dil olan Gi­la­ki di­li­ni ko­nu­şan halkın ismi Gileklerdir. Bu eya­le­tin mer­ke­zi Reşt ken­ti ol­du­ğu için Gi­lek­le­re “Reşdî” de de­nir. Bu böl­ge­nin bi­zim Ka­ra­de­niz Böl­ge­si­ne çok ben­ze­yen bir coğ­raf­ya­sı ve ik­li­mi var­dır.

İran­lı­ların yaz ta­til­leri­ni ge­çir­mek için git­tik­le­ri yer­le­rin ba­şın­da “şo­mal” ya­ni Gi­lek’le­rin ya­şa­dı­ğı Ku­zey İran böl­ge­si ge­lir.

Gi­lan eya­le­tin­de çay tarımı en önem­li ge­çim kay­na­ğı­dır. Ay­rı­ca İran’ın ün­lü yasemin ko­ku­lu pi­rin­ci de bu­ra­da ye­tiş­ti­ri­lir.

Gi­lan eya­le­tin­de okuma yaz­ma ora­nı % 70’lere ulaşmıştır. Hal­kın sos­yo – eko­no­mik dü­ze­yi İran or­ta­la­ma­sı­nın üs­tün­de­dir. Bu­nun ne­de­ni, kent­leşme; kom­şu ül­ke­ler­le (es­ki SSCB) ti­ca­ret; din­sel hoş­gö­rü ve böl­ge­nin sa­vaş­la­rın ge­tir­di­ği yı­kım­dan uzak kal­ma­sı ile açık­la­na­bi­lir.

Kaf­kas­ya, Ana­do­lu ve Rus­ya’ya ya­kın­lı­ğı ne­de­niy­le bu böl­ge, Av­ru­pai bir gö­rü­nüm­e sahip olmuştur. Ev­le­rin mi­ma­ri­si, Kaf­kas ve Bal­kan mi­ma­ri­si­ni ha­tır­la­tır.

Teleferikten Namak Abrud ve arka tarafta Hazar Denizi

Dil: Gi­lan’da Gi­lek­çe ko­nu­şu­lur. Bu dil, İra­ni dil­ler ai­le­sin­den­dir ve Ta­rih bo­yun­ca bir şi­ir di­li ola­rak il­gi çek­miş­tir.

Gi­lan’da­ki Dey­le­man böl­ge­sin­de ya­şa­yan halk ile Ana­do­lu’da Tun­ce­li ci­va­rın­da ya­şa­yan bir aşi­ret ara­sın­da dil ve kül­tür ben­zer­li­ği­ ol­du­ğu, iki hal­kın bir­bi­ri­ne ak­ra­ba ol­du­ğu ve Dey­le­man­lı ba­zı grup­la­rın geç­miş­te Ana­do­lu’ya yer­leş­ti­ril­miş ol­du­ğu id­di­a edil­mek­te­dir.

Gi­lan böl­ge­sin­de ye­tiş­miş en önem­li ta­ri­hi ki­şi­lik, Ka­di­ri ta­ri­ka­tı­nın ku­ru­cu­su Ab­dül­ka­dir Gi­la­ni (Gey­la­ni)dir.

Rıza Şah’ın eşi Ferah Diba’nın babası Azeri, annesi Gileki’dir.

Farah ve annesi

Gilekli’lerin kullandıkları dil, karikatürize edilerek alay konusu yapılmaktadır. Gilan erkeklerinin aptallığı ve kadınlarının hafif meşrepliği günümüz İran’ında yaygın bir önyargı haline gelmiştir.

Ana Sayfa

Kürtler

0

Kürt giyimli kişiler.

İran’da Kürtler ço­ğun­luk­la Kür­dis­tan eya­le­tin­de ya­şa­mak­la bir­lik­te baş­ka böl­ge­le­re de da­ğıl­mış­lar­dır. İran’da % 6-7 kadar Kürt nüfus bu­lun­du­ğu sanılıyor.

Esas Kür­dis­tan sa­yı­la­bi­le­cek böl­ge, Peh­le­vi re­ji­mi sı­ra­sın­da Fars­lı­laş­tır­ma po­li­ti­ka­sı iz­le­ne­rek Ker­man­şah, Ba­tı Azer­bay­can, İlam ve Ha­ma­dan eya­let­le­ri ara­sın­da bö­lünmüş­tü.

Kür­dis­ta­n’ın bü­yük bö­lü­mü 2 bin – 3 bin met­re­lik dağ­lar­la kap­lı­dır. İk­li­mi ge­nel­de ru­tu­bet­li­dir. Eko­no­mi­si ta­rım ve hay­van­cı­lık üze­ri­ne ku­ru­ludur.

Kür­dis­tan eya­le­ti­nin Irak ve Tür­ki­ye sı­nı­rın­da ol­ma­sı nedeniyle böl­ge­de çok­ça ka­çak­çı­lık olay­la­rı­nın ya­şan­dı­ğı­na ve hal­kın bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nun ka­çak­çı­lık­la ge­çin­di­ği­ne da­ir yay­gın bir ka­nı var­dır.

Gene sı­nır böl­ge­sin­de bu­lun­ma­sı ne­de­niy­le Kür­dis­tan’da çok sa­yı­da as­ke­ri üs de ku­ru­lu­dur. Bu üs­le­rin var­lı­ğı böl­ge­ye eko­no­mik bir ha­re­ket­li­lik ge­tir­miş­tir. Irak’ta­ki Ame­ri­kan iş­ga­li ve Irak Kür­dis­ta­nı’nda­ki gü­ven­lik so­run­la­rı ne­de­niy­le Ku­zey Irak’tan İran Kür­dis­ta­nı’na sü­rek­li bir göç dal­ga­sı ya­şan­mak­ta­dır. Bu göç­ten ra­hat­sız olan İran’lı Kürt­ler de iç böl­ge­le­re ta­şın­mak­ta­dır.

Dil: Kür­dis­tan eya­le­tin­de ko­nuş­ulan dil, Kürt­çe­dir. Üç leh­çesi var­dır. 1. Kur­man­çi So­re, 2. So­ra­ni (Mer­ke­zi) Ha­re, 3. Gü­ney Leh­çe­le­ri (Ker­man­şahi).

Kürt­çe­’nin es­ki İra­ni dillerden Med di­li­nin de­va­mı ol­du­ğu id­dia­sı ka­nıt­la­na­ma­mış­tır. Kürt­çe­nin kö­ke­ni ol­du­ğu id­di­a edi­len Med di­lin­den gü­nü­mü­ze her­han­gi bir ya­zı­lı eser ulaşmamıştır.

Kürt di­li, Fars­ça, Arap­ça, Türk­çe, Aze­ri­ce ve Er­me­ni­ce dil­le­ri­nin et­ki­si al­tın­da kal­mış ve önem­li fo­ne­tik de­ği­şik­lik­le­re uğ­ra­mış­tır. İran’da Kürt­çe ola­rak ya­yın­la­nan ilk der­gi, 1921 ta­rih­li­dir. Kürt folk­lo­ru­nun özel­lik­le söz­lü ede­bi­yat ala­nın­da çok ge­liş­ti­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. İran­lı en bü­yük Kürt şa­ir ola­rak Şa­ir He­min is­min­den bah­se­de­bi­li­riz.

Kür­dis­tan böl­ge­si ta­rih bo­yun­ca de­ği­şik mü­ca­de­le­ler­ sonucu el­den ele geç­miş­tir. Za­man za­man kü­çük bey­lik­ler şek­lin­de ba­ğım­sız dö­nem­ler ya­şan­mış, za­man za­man da mer­ke­zi hü­kü­met­ler du­ru­ma ha­kim ol­muş­lar­dır. Ayak­la­nan bey­ler, ba­zen Os­man­lı­la­rın ta­ra­fı­nı, ba­zen İn­gi­liz­le­rin, ba­zen de Rus­la­rın ta­ra­fı­nı tut­muş­lar­dır.

1920 – 1945 ara­sı Kür­dis­tan’da sü­rek­li ayak­lan­ma­lar ve dev­le­tin bu ayaklanmalara karşı verdiği sert tep­ki­le­r ya­şan­dı. Bin­ler­ce in­san öl­dü, bir­çok ai­le göç et­mek zo­run­da kal­dı.

1946’da Ba­tı Azer­bay­can sı­nır­la­rı için­de­ki Ma­ha­bad ken­tin­de Ka­dı Mu­ham­med baş­kan­lı­ğın­da İran Kür­dis­ta­nı De­mok­rat Par­ti­si ku­rul­du ve özerk Kür­dis­tan hü­kü­me­ti ilan edil­di. Peh­le­vi Re­ji­mi bu is­ya­nı kan­lı bir bi­çim­de bas­tır­dı. Bü­tün li­der­ler öl­dü­rül­dü ve­ya hap­se atıl­dı. Kürt di­li tek­rar ya­sak­lan­dı, ba­sın sus­tu­rul­du, Kürt­çe ki­tap­lar ya­kıl­dı ve Kürt­çe eği­tim ya­sak­lan­dı.

Bu özerk dev­let de­ne­me­si sı­ra­sın­da, Irak’ta­ki Bar­zan kürt­le­ri de bu dev­le­te des­tek ol­du­lar. Peh­le­vi Şahı Mu­ham­med Rı­za, bu des­te­ği ce­za­lan­dır­mak­ta ge­cik­me­di. Irak Or­du­su Ku­zey Irak’a yap­tı­ğı ope­ras­yonda İran top­rak­la­rı­na ka­çan 200 bin Kürt köylü ara­sın­dan 40 bin Kürdü Irak’a ge­ri gön­der­di ve bu halk Ku­zey Irak’ta kat­le­dil­di.

Etnik Köken
Kürt­le­rin et­nik kö­ken­le­ri tam ola­rak orta­ya çı­ka­rı­la­ma­mış­sa da Kürt di­li­nin İra­ni dil­le­rin Ku­zey ba­tı ko­lun­dan ol­du­ğu ke­sin­dir. Kürt­le­rin, ge­nel­de or­ta­boy­lu, si­yah ve dal­ga­lı saç­lı, si­yah göz­lü, buğ­day – es­mer ten­li ol­duk­la­rı ka­bul edi­lir. Bu böl­ge­de ya­şa­yan yer­li halk­lar­la, da­ha son­ra ge­len Sa­mi, İra­ni ve Tür­ki dil­li top­lu­luk­lar­la ka­rış­mış bir halk ol­duk­la­rı dü­şü­nül­mek­te­dir. Kürt­le­rin et­nik ve­ya di­ni bir bir­lik­ten çok, dil bir­li­ği esa­sı­na da­ya­lı bir ya­pı için­de ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Kürt­le­rin ta­rih bo­yun­ca bir dev­let ku­ra­ma­ma­la­rı­nın te­me­lin­de geleneksel hayat tarzı olan aşi­ret dü­ze­ni­nin yat­tı­ğı dü­şü­nü­le­bi­lir.

Sa­sa­ni ve İs­la­mi dö­nem­de Kürt aşi­ret­le­ri­ne Rem de­nil­miş­tir. Ma­zen­de­ran di­lin­de Kürt ke­li­me­si “çoban” an­la­mın­da­dır.

Günümüzde İran’da Kürt­çe te­le­viz­yon ve rad­yo ya­yın­la­rı ül­ke ça­pın­da yayın yapmaktadır. Bu yayınlar, Ur­mi­ye ve Meş­hed’de Kur­man­çi leh­çe­sin­de, Sa­nan­daj ve Kir­man­şah’ta So­ra­ni leh­çe­sin­de­dir.

Kürt­ler 7. yüz­yıl­da Arap­lar ta­ra­fın­dan İs­lam­laş­tı­rıl­mış­tır. Gü­nü­müz­de İran Kürt­le­ri­nin ço­ğu Şa­fii mez­hep­lidir. Ge­ri ka­lan­lar Şi­i’dir. Ba­tı Azer­bay­can’da Ha­ne­fi/Sün­ni, Kir­man­şah ci­va­rın­da Ali­al­la­hi, E­zi­di ve Hıris­ti­yan Kürt aşi­ret­le­rin var­lı­ğın­dan söz edi­lir.

Kürt ka­dın­la­rı ge­nel­de baş­ka İra­ni halk­la­ra gö­re da­ha ser­best­tir. İs­la­mi ör­tün­me ku­ral­la­rı­nı uy­gu­la­makta isteksiz davrandıkları söylenebilir. 1900’lü yıl­la­rın ba­şın­da Ba­yan Adi­le isim­li bir Kürt ka­dı­nı­nın Caf aşi­re­ti­ne şef­lik et­ti­ği de gö­rül­müş­tür.

Ana Sayfa

Turkiler – Azeriler

0

TÜR­Kİ­LER
İran’da Fars­lar­dan son­ra en ka­la­ba­lık halk olan Turkiler – Aze­ri­ler, ta­rih­te bir­çok farklı isimle anıl­mış­tır: Ta­tar, Oğuz, Türk­men, Azer­bay­can­lı, İran­lı, Acem, Kı­zıl­baş, Şah­se­ven, İnal­lı, Af­şar, Ka­car vs. gi­bi.

Kı­zıl­baş­lık, ön­ce bir mez­hep ola­rak or­ta­ya çık­mış; 12 İmam­lı Şi­i­li­ğin “Mu­ta­sav­vı­fa” ko­lu­nun Tür­ki da­lı­na ve­ri­len isim ol­muş, da­ha son­ra bu mez­he­be bağ­lı aşi­ret­le­re “Kı­zıl­baş” den­me­ye baş­lan­mış­tır. Bu Tür­ki aşi­ret­le­rin Azer­bay­can’da Sa­fe­vi dev­le­ti­ni kur­ma­sı ve Aze­ri hal­kı­nın ta­ma­mı­nın bu mez­he­be gir­me­si ile za­man­la tüm Aze­ri hal­kı­na “Kı­zıl­baş”, Aze­ri­ce­ye “Kı­zıl­baş Tür­ki­si“, Azer­bay­can’a “Kı­zıl­baş Ül­ke­si”, kur­duk­la­rı dev­lete de “Kı­zıl­baş Dev­le­ti” den­miş­tir.

İran nü­fu­su­nun yak­la­şık üç­te bi­ri Tür­ki halk­lar­dan oluş­mak­ta­dır. Tür­ki­ye’den son­ra en faz­la Tür­ki di­li ko­nu­şan nü­fu­sa sa­hip olan ül­ke İran’dır.

Tür­ki top­lu­luk­lar, İran coğ­raf­ya­sı­na 2. yüz­yıl­dan iti­ba­ren gel­me­ye baş­la­mış­lar­sa da göç­le­rin en yo­ğu­nu 11. yüz­yıl­da ya­şan­mış­tır. Oğuz Boy­la­rı Türk­me­nis­tan, İran, Azer­bay­can, Irak, Su­ri­ye ve Ana­do­lu’ya gel­miş ve za­man­la “Türk­men” is­mi­ni al­mış­lar­dır. Dünyada Türki halklar içinde nüfusu en çok olan ikinci grup Azeriler ve üçüncü grup ise Özbeklerdir.

Azer­bay­can’ın is­mi bir söy­len­ti­ye gö­re “ateş­ler yur­du” an­la­mı­na ge­len Aze­ra­ba­de­gan’dan gel­ir. Azer­bay­can’da çok sa­yı­da Ateş­ge­de ka­lın­tı­sı­nın bu­lun­ma­sı, bu­ra­lar­da Zer­düşt di­ni­nin yay­gın ol­du­ğu­nu ve Aze­ra­ba­de­gan is­mi­nin ne­den kul­la­nıl­dı­ğı­nı gös­ter­mek­te­dir.

Tarih : 643’te Arap­la­rın gel­me­siy­le böl­ge­de Müs­lü­man­lık ya­yıl­ma­ya baş­la­mış­tır. 12. yüz­yıl­da Sel­çukluların eli­ne ge­çen Azer­bay­can, sü­rek­li ola­rak Tür­ki göç­ler al­tın­da kal­mış ve so­nun­da ta­ma­men Türk­leş­miş­tir.

Azerbaycan, 1526 yı­lın­da Mo­ğol hü­küm­da­rı Hü­la­gü Ha­nın eli­ne geç­miş, da­ha son­ra 16. yüz­yıl­da Şah İs­ma­il, ta­rih­te gö­rü­len en bü­yük Aze­ri dev­le­ti olan Sa­fe­vi dev­le­ti­ni kur­muş­tur. Şah İs­ma­i­l’in Ya­vuz Sul­tan Se­li­m’e ye­nil­me­siy­le böl­ge, yo­ğun Os­man­lı akın­la­rı­na uğ­ra­mış ve bel­ki de bu ne­den­le ge­ri kal­mış­tır.

1828de Çar­lık Rus­ya­sı’nın Gü­ney Kaf­kas­ya’ya doğru iler­le­me­si ile Azer­bay­can’ın ku­zey bö­lü­mü Rus­ya top­rak­la­rı­na ka­tıl­dı. 1925’te Ka­car dev­le­ti­nin yı­kı­lı­şıy­la Azer­bay­can böl­ge­si İran’ın bir eya­le­ti ol­muş­tur.

Coğrafya : Azer­bay­can top­rak­la­rı, bol ya­ğış al­ma­sı ne­de­niy­le İran’ın en ve­rim­li ta­rım alan­la­rı­nı oluş­tu­rur. Bu­ra­sı ay­nı za­man­da ül­ke­nin hay­van­cı­lık mer­ke­zi­dir. İk­li­mi yu­mu­şak ve nem­li­dir. Sı­cak­lık ya­zın 20 kı­şın 10 de­re­ce ci­va­rın­da­dır.

Dil: Aze­ri di­li, Tür­ki dil­le­rin Gü­ney­ba­tı Oğuz gru­bu­na da­hil­dir. Tür­ki­ye Türk­çe­si ile Aze­ri Türk­çe­si ay­nı di­lin iki farklı leh­çe­sidir. Aze­ri di­li, Türk­men­ce ve Ga­ga­vuz­ca ile ak­ra­ba­dır; ay­rı­ca Öz­bek, No­gay ve Ku­muk dil­le­ri ile ba­zı or­tak özel­lik­le­re de sa­hip­tir. Aze­ri­ dilinin atası sayılan Eski Azeri dilinin M.S. 12 – 13. yüz­yıl­lar ara­sın­da ortaya çıktığı sa­nıl­mak­ta­dır. Bu di­lin olu­şu­mun­da Oğuz­ca, Kıp­çak­ça ve Uy­gur­ca ile Moğol, Ta­ti ve baş­ka ye­rel dil­le­rin et­ki­si ol­muş­tur.

Aze­ri di­li, bu böl­ge­de her za­man ha­ki­mi­ye­ti­ni sür­dür­müş­tür. Irak’ta­ki Türk­men­le­rin ko­nuş­tu­ğu dil, Türk­men­ce ola­rak isim­len­di­ril­se bi­le as­lın­da Aze­ri­ce­dir. Af­ga­nis­tan’­da Ka­bil ve He­rat ci­va­rın­da ya­şa­yan Af­şar­lar, Aze­ri­ce­nin Ur­mi­ye ağ­zın­a uygun olarak ko­nuş­mak­tadırlar.

Tebriz, Sa­fe­vi dev­le­ti­nin baş­ken­ti ol­duk­tan son­ra böl­ge, bir çe­kim mer­ke­zi ha­li­ne gel­di. Aze­ri­ce; sa­ray, or­du ve bü­rok­ra­si­de yay­gın ola­rak kul­la­nıl­ma­ya baş­lan­dı ve çok sa­yı­da Aze­ri­ce söz­cük Fars­ça­ya gir­di. Aze­ri Ede­bi­ya­tı ve şi­ir da­lın­da “koş­ma” tü­rü bu dö­nem­de çok ge­liş­ti. Bu tür, Kı­zıl­baş – Bek­ta­şi di­ni – ta­ri­kat ede­bi­ya­tı­nın te­mel tür­le­rin­den sa­yı­lır.

Aze­ri di­li­nin en bü­yük oza­nı, hiç kuş­ku­suz Fu­zu­lî’dir. Fu­zu­lî, et­nik ola­rak Aze­ri – Ba­yat bo­yun­dandır. Mez­hep ola­rak da 12 imam­lı “Vah­det-ül Vü­cut”çu­dur.

17. ve 19. yüz­yıl­lar ara­sın­da en yük­sek dö­ne­mi­ni ya­şa­yan Aze­ri­ce; İran, Kaf­kas­ya ve Do­ğu Ana­do­lu halk­la­rı arasında te­mel dil özel­li­ği­ne sa­hiptir. Aze­ri di­lin­de ilk ga­ze­te 1832’de ve ilk ki­tap 1820’de Teb­riz’de ya­yım­lan­mış­tır. Ses ve saz­la bir­lik­te ic­ra edi­len halk des­tan­la­rı bu dö­nem­de öne çık­mış­tır. Bu des­tan­lar, gö­çe­be ve Kı­zıl­baş âşık­la­rın an­lat­tık­la­rı De­de Kor­kut, Kö­roğ­lu, Ke­rem ile As­lı, Ar­zu ile Kam­ber hi­kaye­le­rin­den oluş­mak­ta­dır. Destanlarda Ne­si­mî ve Fu­zu­lî gi­bi Aze­ri ozan­la­rın şi­ir­le­ri de söy­le­nir.

1922’de Bol­şe­vik­le­rin yar­dı­mı ile Aze­ri­ler, Arap alfabesinden La­tin harf­le­ri­ne geç­me de­ne­me­si yap­mış­, ama ba­şa­rı­lı ola­ma­mış­lar­dır. Aze­ri di­li, bu­gün Arap alfabesiyle ya­zı­lı­yor.

Gü­nü­müz Aze­ri ede­bi­ya­tın­da ün­lü Hey­der Ba­ba şi­i­riy­le Şeh­ri­yar önem­li bir yer tu­tar. Aze­ri kültüründe şi­i­rin ne ka­dar önem­li ol­du­ğu­nun bir gös­ter­ge­si Teb­riz’de bir Şa­ir­ler Me­zar­lı­ğının ve Şa­ir­ler Anı­tı­nın varlığıdır.

Tebriz’deki Şairler Anıtı

Aze­ri di­lin­de ya­zan üç bü­yük şa­ir­den ikisi, Fu­zu­li ve Ne­si­mi, et­nik ola­rak Aze­ri, inanç ola­rak Şii’dir Üçün­cüsü ise Öz­bek kö­ken­li şa­ir Ali Şir Ne­va­î’dir.

Ana­do­lu Ale­vi­li­ği­’nin ba­zı önem­li isim­le­ri Aze­ri kö­ken­li­ ve İran coğrafyası doğumludur: Ha­cı Bek­taş Ve­li (Ni­şa­bur), Pir Sul­tan Ab­dal (Hoy), Şem­si Teb­ri­zi (Ahi Ev­ran – Hoy), Hü­sa­met­tin Çe­le­bi (Ur­mi­ye).

Ana Sayfa

Farslar

0

İran’da sa­yı­ca en ka­la­ba­lık olan et­nik grup­ Farslar’dır ve Fars di­li­ni ko­nu­şur­lar. 652’de İra­ni Pars dev­le­ti­nin Arap­lar ta­ra­fın­dan yı­kıl­ma­sın­dan son­ra 13 asır sü­re­sin­ce İran­da Fars kö­ken­li sa­de­ce iki dev­let or­ta­ya çı­ka­bil­miş­tir. Bun­lar: Peh­le­vi Dev­le­ti ve İran İs­lam Cum­hu­ri­ye­ti­dir.

Dil : Fars­la­rın di­li, Fars­ça­’dır. Fars­ça, Gü­ney­ba­tı İra­ni dil ai­le­sin­den ge­lir ve ken­di­si­ne en ya­kın dil olan Ta­cik di­liyle ak­ra­ba­dır. İran’da es­ki­den ko­nu­şu­lan Peh­le­vi ve Or­ta Far­sça dil­le­ri, gü­nü­müz Fars­ça­sı­nın kö­ke­ni­ni oluş­tur­muş­tur. 11 ve 12. yüz­yıl­lar­da Do­ğu İran ve mer­kez böl­ge­le­rin­de or­ta­ya çık­mış olan Ye­ni Fars­ça, za­man­la İs­fe­han ve Şi­raz’da ya­yıl­mış ve ge­liş­miş­tir. Ye­ni Fars­ça­nın ede­bi­yat di­li ola­rak Arap­ça’nın ye­ri­ni al­ma­sı Sa­sa­niler dö­ne­mi­ne rast­lar. Bu dö­nem­de ge­li­şen Fars di­li, Şi­raz­lı Ha­fız ve Şirazlı Sa­di gi­bi sa­nat­çı­la­rın elin­de dün­ya ça­pın­da şa­he­ser­ler mey­da­na ge­tir­miş­tir.

Fars­ça, Gaz­ne­li­ler’de, Sel­çuk­lu­lar’da Os­man­lı Dev­le­ti’n­de, ve ayrıca Mo­ğol hü­küm­dar­la­rı dö­ne­min­de Hin­dis­tan’da ede­bi­yat ve şi­ir di­li ol­muş­tur. Bu ge­li­şime rağ­men Fars­ça­nın ko­nuş­ma di­li ile ya­zı di­li ara­sın­da fark­lı­lık­lar ol­du­ğu ve bu fark­lı­lı­ğın kül­tü­rün ge­li­şi­mi­ni en­gel­le­di­ği öne sü­rül­mek­te­dir.

Selçukluların yükselişleri döneminde Farsça, Anadolu’da gelişmeye ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Osmanlı döneminde okullarda tasavvuf ve şiir dili olarak Farsça öğretiliyordu. Osmanlı Sultanları çok iyi derecede Farsça konuşurlardı.

Bu dönemde ilginç olan bir olay yaşanmıştı: Etnik olarak Azeri olan ve Azerice konuşan Şah İsmail ile Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim mektuplaşıyordu. Şah İsmail, İranlı olduğu halde Türkçe yazıyor, Yavuz Selim ise Türk kökenli olduğu halde mektuplara Farsça cevap veriyordu. Bu iki büyük kişiliğin neden karşı tarafın dilini kullandığını yorumlamayı size bırakıyoruz.

Fars­ça­nın bir leh­çe­si olan Da­ri di­li 1936’ya ka­dar Af­ga­nis­tan’ın res­mi diliydi. Bu dil, gü­nümüz­de Af­ga­nis­tan’ın iki res­mi di­lin­den bi­ri­dir.

Fars­ça, dev­let ta­ra­fın­dan tam ola­rak des­tek­len­mek­te, eği­tim­de, rad­yo – TV ya­yı­nın­da ve ga­ze­te­ler­de kul­la­nıl­mak­ta­dır. Dev­let iş­le­rin­de Fars­ça kul­la­nıl­ma­sı mecburidir. Ye­rel dil­ler, dev­let iş­le­rin­de kul­la­nı­la­maz.

Fars­ça dili, Arap alfabesinin ka­bul et­me­den ön­ce, Ara­mi, Ma­ni, İb­ra­ni, Peh­le­vi, Yu­nan ve Hint al­fa­be­le­riy­le de ya­zıl­mış­tır. 20. yy.da La­tin harf­le­ri­ne ge­çil­me­si fik­ri or­ta­ya atıl­mış; ama bu öneri ta­raf­tar top­la­ya­ma­mış­tır.

Günümüz Türkçesinde Farsça kökenli kelime sayısının 6 bin civarında olduğu bilinmektedir. Günümüzde Farsça, basitleştirilmiş bir Arap alfabesi ile yazılıyor. 32 harfli bu alfabeyi okumanın ve yazmanın Arap dilindeki kadar zor olmadığı söyleniyor.

Farsça öğrenmek isteyenler için Ankara ve Istanbul’da bulunan Farsça Öğretim Merkezleri her dönemde kurslar düzenliyor.

İran’daki kah­ve­ha­ne­le­r­de Fir­devs’in Şah­na­me­si’n­den par­ça­lar okun­ma­sı bir ge­le­nek­tir. Bu ge­le­nek sa­ye­sin­de di­lin halk ara­sın­da ge­li­şi­mi hız­lı ol­muş, hal­kın ede­bi­yat zev­ki­nin ge­liş­me­sinde ve es­te­tik kay­gı­lar ta­şı­ma­sın­da önem­li bir et­ken ol­muş­tur.

Fars­la­rın ço­ğun­lu­ğu 12 İmam­lı Şii inan­cın­ı benimser. Fars­lar, es­ki din­le­ri olan Zer­düşt­lük di­ni­ni, Arap iş­ga­li al­tın­da zor­la de­ğiş­ti­re­rek İs­lam di­ni­ne geç­miş­ler­dir. Aze­ri sultan, Şah İs­ma­i­l’in İran’ı ele ge­çir­me­siy­le Fars kitleler 12 İmamlı Şiilik yerine Kı­zıl­baş­lı­ğı (Ale­vi­li­ği) ka­bul et­me­ye zor­lan­mış, an­cak bun­da ba­şa­rı­lı olu­na­ma­mış­tır. Müs­lü­man ol­ma­yan Fars­lar Ba­ha­i, Zer­düş­ti ve­ya Mu­se­vi di­nin­den­dir.

Ana Sayfa

Halklar

0

İran coğ­raf­ya­sın­da yaşa­yan pek çok ve de­ğişik et­nik grup mev­cut­tur. Ge­nel ola­rak bak­tığı­mız­da ger­çek İran­lı Halklar de­ni­le­bi­le­cek olan Fa­ri­sî kö­ken­li­ler nü­fus ba­kı­mın­dan azın­lık­ta­dır.

İran’da bu­lu­nan et­nik grup­lar şöy­le sı­ra­la­na­bi­lir:

İra­nî grup­lar : Ta­ti­ler, Ta­liş­ler, Gi­lek­ler, Ma­zen­de­ra­ni­ler (Ta­be­ri­ler), Lek­ler, Kürt­ler, Gü­ran­lar, Sem­na­ni­ler, Ra­ci­ler, Sang­se­ri­ler, Aş­ti­yan­lar, Lor­lar, Fars­lar, Lar­lar, Sis­ta­ni­ler, Be­luç­lar, Ta­cik­ler (Ha­za­ra­lar, Ça­ha­roy­mak­lar, Kı­zıl­baş-Afşar­lar), Af­gan­lar.

Hint­li grup­lar : Çin­ge­ne­ler (Ro­man­lar), Bra­hoi­ler, Jat­lar, Hint­li­ler.

Hint – Av­ru­pa­lı­lar : Er­me­ni­ler, Rus­lar.

Türk­ler : Aze­ri­ler, Türk­men­ler, Kaş­ka­yi­ler, Ha­laç­lar, Ka­zak­lar, Öz­bek­ler.

Sa­mi Ir­kın­dan olan­lar: Arap­lar, Asu­ri­ler, Ya­hu­di­ler, Af­ri­ka­lı­lar, Ara­mi­ler.

Kaf­kas­ya­lı­lar : Gür­cü­ler, Çer­kez­ler.

Ana Sayfa

Tahran

0

Tahran, İran’ın en büyük şehridir. Aynı zamanda islam devrimi mücadelesinde önderlik yapmıştır. Bu devrim, hem Müslüman aleminde ve hem de tüm dünyada türünün tek örneğidir.

Tahran ismi Farsçada “sıcak yer” anlamına gelmektedir. Yaz aylarında gerçekten sıcak dönemler yaşanır burada.

Tahran şehrinin kuruluşu Neolitik çağlara kadar gitmektedir. Bu şehir, şimdi olduğu gibi eski çağlarda da Elbruz Dağlarına sırtını dayamış küçük bir yerleşim yeri olarak doğmuştu. Hemen yakınındaki Rey şehri, 1197 tarihinde Moğol’lar tarafından yıkılana kadar bölgedeki önemi açısından Tahran’dan ilerideydi. Bu olaydan sonra Tahran, bölgenin ticari yaşamının merkezi olmaya başladı. Tahran, 1783 yılında Kacar hanedanının başkenti olunca siyasi bir önem kazandı.

Daha sonraki dönemlerde kazandığı bu önemi, dini merkez olarak Qum ve Meşhed şehirlerinin yükselmesine rağmen yitirmedi. Elbruz dağının eteklerinde bulunan geniş bir araziye yayılmış bu şehir, diğer İran şehirlerindeki geleneksel yapıya uyarak iki veya en fazla üç katlı tuğla binalardan oluşmuştur. Binaların çoğunda sıva kullanılmamış, böylece bütün şehir kirli sarı renkli bir çöl kenti havasına bürünmüştür. Buna karşılık bizde pek fazla tanınmayan Fars kültürü ve sanatı bu binalara yansımıştır. Bu binalarda tuğlaların yerleştirilişi bile bunların işçiliğinde ileri düzeyde bir zevk ve estetik kaygısı bulunduğunu göstermektedir.

Elbruz Dağları
Tahran Elbruz Dağları

Tahran şehir içinden Elburz dağlarının görünüşü

GEZİLECEK YERLER

Ulusal Müze

Gülistan Sarayı

Bazar-ı Bozurg (Büyük Pazar – Kapalı Çarşı)

Derbend

Sadabad Sarayı

Niyavaran Sarayı

Tochal Teleferik

Özgürlük Anıtı (Azadi Anıtı)

Ulusal Mücevher Müzesi

Sosyal Medya

910BeğenenlerBeğen
1,747TakipçilerTakip Et
189TakipçilerTakip Et
24,200AboneAbone Ol
- Reklam -

Kaçırmayın