1502 yılında bir Şii hanedanı olan Safevi’lerin yönetimi ele geçirmeleri ile İran’da yeniden doğuş dönemi sayılabilecek Safevi Dönemi başladı. Bu dönemde Anadolu’daki Şii /Alevi inancına sahip kitleler İran’daki gelişmelere büyük ilgi göstermişti. Zamanla bu ilginin tehlikeli boyutlara ulaşması ve Safevi devletinin çok güçlenmesi nedeniyle Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in üzerine yürümüştür. Çaldıran Ovasındaki savaştan Osmanlı orduları galip çıkmıştır.
(Çaldıran Ovası, günümüzde İran’da Hoy ile Maku kasabaları arasında, Türkiye sınırına 150 km. kadar uzaklıktadır. Yerel halk arasında “Siyah Çeşme” olarak bilinir.)
Bu yenilgiye rağmen Safeviler, ülkenin sınırlarını bugünkü Irak’taki Bağdat’tan bugünkü Afganistan’daki Herat’a kadar genişletmişlerdir. Safevilerin önemli sultanlarından biri olan Şah Abbas, devletin başşehrini önce Tebriz’den Kazvin’e sonra Kazvin’den İsfehan’a taşımıştır. İsfehan’da yapılan mimari yapıtlar bu dönemin unutulmaz eserleri arasındadır.
İran’daki yönetimlerin niteliği konusunda en önemli dönüm noktası Safeviler dönemi olmuştur. Bu hanedanın sonunda Sünni inancı ya da Şiilik inancı arasında bir tercih yapılması gerekti ve Şiilik kazandı. Artık din eğitimi için yurtdışından, özellikle Lübnan’dan Şii mollalar İran’a davet edilmeye başlandı. Şah Abbas, bu mollalardan birisinin kızıyla evlenmiştir.
Devletin dini Şiilik olarak benimsendiği halde İran’daki dört halk, Sunni’likten ayrılmamıştır. Bunlar Kürtler, Kafkaslılar, Beluçlar ve Afganlardır.
İrana karayoluyla gidişte bir sırt çantası edinin ve tam bir gezgin olun. Sırt çantalılar için bir sırt çantası kullanmanın pratik faydası iki elinizin serbest kalmasıdır. Trene, otobüse binerken ve inerken, para bozdururken, birşey satın alırken her zaman için iki elinizin de serbest olması iyidir. Bu sırt çantasında bir adet uyku tulumu mutlaka bulunmalıdır.
Otobüslerde uyku tulumunuzu yanınıza alın. Geceleri soğuk olursa üstünüze örtersiniz. Trenlerde ise yatacağınız zaman kullanabilirsiniz. Otellerde çarşafı beğenmezseniz çarşaf yerine, gece soğuk olursa battaniye yerine kullanabilirsiniz.
Gideceğiniz mevsime göre değişmekle birlikte yazlık ayakkabı, sandalet, tokyo benzeri birşey sırt çantanızda bulunmalıdır.
Karayolculuğu yapacak bir kişinin en çok koruması gereken organı ayaklarıdır desek yanılmış olmayız. Birçok yere yürüyerek gidilecek, belki uzun süreler tren, otobüs beklenecektir. Bu nedenle iyi kalitede ve ortopedik özellikte ayakkabı kullanmalısınız.
Bunların dışında kişisel iç çamaşırı, gömlek, tişört, yedek pantolon ve/veya etek, ince bir kazak gibi eşyaları tabii ki yanınıza alacaksınız. Fotoğraf makinesi konusunda size kesin bir tavsiye getiremeyeceğiz. Ülkelerin, gezi anılarının fotoğraflanması tabii ki çok önemlidir. Bu fotoğraflar geri dönüldüğünde arkadaşlara, dostlara gösterilecek, anılar tekrarlanacak ve belki de hüzünlü bir özlem yaşanacaktır.
Ancak bazen fotoğraf çekme çabası içine giren kişi, ortamdaki güzellikleri atlıyor olmaz mı? Sonra birçok tapınakta, camide fotoğraf çekmek zaten yasaktır. Bence bütün bu durumları gözönüne alarak kararı siz verin. Yanınıza alacağınız makinenin çok çok profesyonel olması gerekmiyor. Basit, her ışıkta çeken, otomatik bir makine veya hatta sadece cep telefonunuzun olması bile size yeterli olacaktır.
Sadabad Sarayı’nın genel ismi Sa’dabad Kültürel Kompleksi’dir. Buraya İranlılar “Kralın Evi” diyor. Bu kompleks, Kaçar döneminde yapılmış ve Pehlevi Döneminde geliştirilmiş. 3 bin dönümlük araziye inşa edilmiş. 1800 dönümü doğal orman olarak bırakılmıştır. Tahran’ın kuzeyinde Velenjak’dan Kolakçay bölgesine kadar uzanan bir araziye yayılmıştır ve bu arazide toplam olarak 18 değişik müze bulunur. Bu müzelerin bir kısmı İslam Devrimini anlatan halk müzeleri şekline dönüştürülmüş durumdadır. Sarayda bulunan yedi farklı müzede Son Şah Pehlevi döneminden kalan çeşitli eserler sergilenmektedir.
Sa’dabad Sarayı bölgesinde İngilizce yazılarla yön gösteren okları izleyerek gezebilirsiniz. Ancak, Saraylar birbirinden uzaktır, yürüyerek gezmek size çok vakit kaybettirir. Bu nedenle bahçede çalışan minibüslere binerek dolaşmanızı tavsiye ederiz. Açılış ve kapanış saatleri birbirinden farklı olan sarayları gezerken bu konuya dikkat etmenizi öneririm.
Saraydaki müzelerin bir kısmında fotoğraf çekimi yasaktır.
Her bir sarayın giriş bileti sadece ana giriş kapısında satılır.
Etnolojik Araştırmalar Müzesi: Son Şah’ın kardeşi Mahmud Reza’nın özel mekanıyken İslam devriminden sonra 1984’te müzeye dönüştürülmüştür. İki katlı olan bu yapıda değişik belgeler ve bazı geleneksel el sanatları sergileniyor. Ayrıca binanın bodrum katı arşiv ve işlik olarak kullanılıyor.
Güzel Sanatlar Müzesi: Eskiden “Siyah Saray” olarak bilinirdi ve o dönemde imparatorluğun Adalet Bakanlığı tarafından kullanılırdı. Üç katlı bu müzede şimdi 16. yüzyıla kadar geçmiş tarihlere ait, İranlı ve yabancı ressamların nadir tabloları sergilenmektedir.
Yeşil Saray
Yeşil Saray Müzesi: 1925’de son Şah’ın babası Rıza Şah tarafından doğal bir platformun üzerine yaptırılmıştır. Arazisi 137 dönüm civarındadır. Mimari ve estetik yönden buradaki sarayların içinde en çok ilgi çekenidir. Sergilenen eserler arasında çok değerli İran halıları, yabancı yapım mobilyalar, porselen yemek takımları ve avizeler vardır. Sarayın iç duvarları tamamen ahşapla kaplıdır ve bu ahşaplar oyma, mine kaplama ve kakma sanatı ile işlenmiştir. Dış duvarlar işlemeli mermer kaplıdır.
Eski adı Şehvend Sarayı olan bu müze, Rıza Şah dönemine aittir. Dış cephesinde yeşil taşların kullanımından dolayı Yeşil Saray adıyla anılan bu saray inşa edildiği dönemde Rıza Şah’ın çalışma ofisi olarak kullanıldı.
Millet Sarayı Müzesi: Günümüzde Millet Sarayı (halkın sarayı) diye bilinen bu bölümün daha önceki ismi Beyaz Saray’dı. Rıza Şah, burayı İmparatorluk sarayı olarak yaptırmış ama estetik güzelliği nedeniyle kendi evi haline çevirmişti. Saray, 1982 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Sergilenen ürünler arasında nadide İran halıları, mobilyalar ve çeşitli silahlar yer alır.
Yapı, Sadabad Sarayları’nın en büyüğüdür. Beyaz renginden dolayı Beyaz Saray olarak da bilinir. Rıza Pehlevi ve eşi Farah Diba’nın yaz dönemlerinde konakladığı mekan olan bu bina 54 odaya ve 10 ağırlama salonuna sahiptir. Yapımı 5 yıl sürmüş, dış mimarisi İran ve Rus mimarları tarafından tasarlanmış, iç dekorasyonu ise İranlı mimarlar tarafından yapılmıştır.
Saray, 54 odalıdır. İkinci kattaki törensel akşam yemeği salonunda bulunan 145 metrekarelik yuvarlak halı, Erdebil şehrinde, şeyh Safiyuddin Erdebilî’nin türbesindeki halıdan kopyalanmıştır ve türünün en büyüklerindendir. Giriş katındaki tören salonunda bulunan 243 metrekarelik halı ise hiç kuşkusuz en büyük İran halısıdır.
Sarayın girişindeki bahçede bulunan devasa Şah heykeli, devrim sırasında sökülmüş ve geriye taştan yapılma dev boyutlarda iki çizme kalmıştır.
Beyaz Saray ve önündeki çizmeler.Beyaz Sarayın Genel Görünümü
Bahçede mitolojik bir kahraman olan okçu Arash’ın bir heykeli görülür. Hikayeye göre İran’lılar ile Turan’lılar (Türkler) arasında savaş çok uzamıştı. Aradaki sınırı belirlemek için Arash’tan bir ok atmasını istemişler. Okçu, daha uzağa atmak için yayını öyle bir germiş ki, buna dayanamayan vücudu parçalanmış.
Okçu Araş
Yemek salonu
Ayrıca;
Sa’dabad Sarayı kapsamında yer alan Askeri Müze’yi de ilginç bulabilirsiniz. Aslında Şah’ın kuzeni Şahram’a ait olan bu yapıda sergilenen el yapımı silahlar arasında Saddam Hüseyin’in 1979’da Şah’a hediye ettiği bir tabanca da var.
Şah’ın annesine ait olan ikinci bir saray olan Annenin Sarayı, sanki Şah’ın izlediği yaşantıyı halkın görüp ibret alması için yapılmış gibidir. Müze yönetimi “kumar salonu”nu eski fotoğraflarla süslü ve oyun kağıtları ile olduğu gibi dokunulmadan sergilemektedir.
Su Müzesi : Rıza Pehlevi’nin özel kalemine ait olan bu bina şimdi Su Müzesidir.
Üstad Behzad Müzesi : Bu binada ünlü İranlı minyatür sanatçısı Üstat Behzat’ın eserleri sergilenmektedir.
Ümidvar Kardeşler Müzesi : İsa ve Abdullah Omidvar adlı iki İranlı gezginin anı eşyaları buradadır. 1950’li yıllarda geziye çıkan bu iki kardeş, Afrika, Kuzey Kutbu gibi bölgelerde gezerek topladıkları birçok eseri İran’a getirmişlerdi.
Üstad Farshchian Müzesi : Bu binada ünlü İranlı ressam Mahmoud Farshchian’ın eserleri sergilenmektedir.
Kraliyet Giysileri Müzesi
Rıza Şah’ın kızı Şems Pehlevi’ye ailt olan bu bina 1936-1940 döneminde inşa edilmiştir. Şems Pehlevi burası yazlık rezidansı olarak kullanıyordu. İslam Devriminden sonra Pehlevi Ailesi’nin Kraliyet Hediyeleri ve Çağdaş Tarihi müzesine dönüştürüldü. Burada ağırlıkla Pehlevi Ailesi’nin kraliyet giysileri sergileniyor.
Türkiye, bizce gözünü batıya dikmiş olmakla beraber tarihsel geçmişi ve toplumsal yapısı açısından, bir doğu ülkesidir. Bu gerçeği tam olarak anlayabilmek ve karşılaştırmalar yapabilmek, ancak başka doğu ülkelerini görmekle mümkün olabilir. Görmeye değer doğu ülkeleri hangileridir? İşe hemen yanıbaşımızdaki ülkelerle başlayabiliriz. Bu konuda öncelikle Genel Bilgiler verelim. Öncelikle komşumuz İran başta olmak üzere; Pakistan, Hindistan ve Nepal gibi ülkelerdeki kültürel zenginlikler görmeye değerdir.
Örneğin yakın komşumuz İran’daki güzellikleri, kültürel zenginlikleri kaçımız biliyoruz ve farkındayız ki? Yurtdışı gezilerini sadece parası bol olanların yapabileceği bir lüks olduğunu sanıyoruz. Oysa cebine 700 Dolar para koyan bir kişi; İran’da karayolu ile 2 haftalık küçük bir gezi yapabilir. Bu miktar parayı birçoğumuz yaz tatillerinde daha kısa sürede harcamıyor muyuz?
Bu sitede böyle bir yolculuğun nasıl yapılacağını, yollarda karşılaşılabilecek sorunları, sınır geçişlerini; ayrıca İran tarihi, Coğrafyası ve kültürü konularında bilgiler vermeye çalıştık.
Bu site hazırlanırken elimizde olan en taze bilgiler dikkate alındı. Karşılaşılabilecek çeşitli belirsiz durumlar için kişisel tecrübelere dayanarak uygun bulunan çözümler önerildi.
Bütün bunlara rağmen rota üzerindeki birçok ayrıntılı bilgi, bir süre sonra geçersiz hale gelebilir. Otobüs, tren veya uçak seferlerinin kalkış saatleri değişmiş olabilir. Trenler belirlenen saatlerde kalkmayabilir, yeni hatlar açılabilir, eskileri kapanabilir.
Burada anlattığımız her bilgi, kişisel tecrübelerimizle uzun süre içinde oluşmuş kanılarımıza ve deneyimlerimize dayanmaktadır. Sizin kendi deneyimleriniz ise başka yönlerde gelişebilir. Bu nedenle, buradaki bilgilerin tam ve kesin olduğunu iddia etmiyor, sadece bunların gerçekleşmesi ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyoruz.
Bu yolculuğa çıktığınızda burada belirtilenlerin dışında, karşılaşacağınız değişiklikleri e-mail adresimize [email protected] bildirin. Sitenin güncellenmesi sırasında bu bilgileri kullanırız. Bu bilgiler sizden sonra aynı yere gidecek başka gezginler için de rehber niteliği taşıyacaktır.
Rehberiniz, sitemizin başlığında belirtiyor. Bu site İran gezilerine ait birçok şeyi içeriyor. İran adlı bu büyük kültür ve uygarlık hakkında çok şey yazmak mümkün ama bunu şimdilik sitemizin kapsamı dahilinde yapıyoruz. Bu konuda esas söyleyeceklerimizi “İran Gezi Rehberi” kitabımızda bulabilirsiniz.
İran gezileri ilginizi çekiyorsa, İran kültürü hakkında bilgi almak istiyorsanız. Aradığınız şeyleri bu sitede bulabileceğinizi ümit ediyorum. Daha ayrıntılı bilgi için bana yazın, mutlaka cevap vereceğim.
Ben Zafer Bozkaya, 1956 Eskişehir doğumluyum. Gençlik çağımdan beri mistik olaylar ve uzakdoğu ülkeleri ilgimi çekmişti. 1979 yılında Yoga ile tanıştım. Hindistan’a ilk ziyaretimi 1986 yılında yaptım. Bu gezi ilk gezim olduğu için tabii ki beni büyüledi.
Bu geziyi karayolundan yaparken İran konusunda hiçbir şey bilmiyordum. Bu ülkeden geçtikçe büyük bir kültürle karşı karşıya olduğumu hissetmeye başladım. Daha sonraları sadece İran’ı gezmek üzere bu ülkeye 5 kez kendi arabamla gittim.
Zafer BOZKAYA
1995 tarihinde gezi tecrübelerini ve Türkiye – Hindistan karayolu rotası hakkındaki bilgilerini topladığı Hindistan Gezi Rehberi adlı kitabın birinci baskısını yayınladı. Bu kitabın İran ile ilgili bölümü de çok ilgi çekti. Gezilerini internet ortamına da taşıyan yazar, 2001 yılında www.hindistangezi.com adresinde bir web sitesi oluşturdu. Bu site, kısa zamanda konu ile ilgili kişilerin başvurduğu en önemli kaynak haline geldi.
2004 yılında Hindistan Gezi Rehberi kitabının ikinci baskısını gene karayolu gezginleri için hazırladı ve bu kitapta da İran hakkında geniş bilgiler verdi.
İran gezileri konusunda gittikçe artan ilgi nedeniyle 2006 yılında www.irangezi.com sitesini kurdu.
2018 yılı Şubat ayında İran Gezi Rehberi adlı kitabın 4.baskısını yayımladı.
Bazar-ı Bozurg, Tahran’ın sadece çarşısı değil sanki ekonomisinin kalbinin attığı yerdir. Büyük Çarşı, İstanbul’daki kapalı çarşının bir benzeri ama çok daha oryantal olanıdır. Buraya yapacağınız bir gezi size Fars ülkesinin bütün büyüsünü tattıracaktır.
İran’ın tüm yönleri sanki buraya yansımış gibidir. Burası bütün doğu pazarlarının en büyüklerinden biridir. Sanki şehir içinde bir şehir gibidir. Burada her şey yaşanır, sadece ticaret değil, sosyal olaylar, evlilikler ve hatta siyaset…
10 kilometre kadar uzunluktaki bu kapalı çarşıyı gezmeye Sabze Meydanından başlayın. Gerçekte pazarın birçok girişi vardır. Doğu tarafındaki bu bölümde lüks mallar, saatçiler ve kuyumcular yoğunlaşmıştır. Daha sonra halıcılar gelir. Yürümekten yorulduğunuz zaman pazarın yan yollarından birine sapın, burası sizi mutlaka kapalı bölümden dışarı çıkartıp ya bir çayhaneye, ya bir nargile salonuna ya da bir havuzbaşına götürecektir. Pazarda yavaş ve dikkatli yürüyün yerler toz kalkmaması için ıslatılmış ve kayganlaşmış olabilir. Ayrıca sık sık geçen hamallar ile çarpışmamak için dikkatli olun.
Bu pazarda neler yok ki? Bütün İran’ın perakende mallar sektörünün üçte biri bu pazardaki alışverişlerde el değiştiriyor. Her sokakta, her sapakta ayrı bir ticaret alanı, bakırcılar, kağıtçılar, baharatçılar, tenekeciler, halıcılar, şekerciler, çaycılar… Sadece bunlar değil, ondan fazla cami, birkaç otel, birkaç banka şubesi ve hatta pazarın kendine ait itfaiyesi bile var burada.
1465’te yapılmış olan Mavi Cami (Mescid-i Kabud) geçirdiği birçok depremden sonra yıkılmış ve harabe haline gelmişti. Günümüzde iyi bir şekilde restore edilmiştir. Camideki çiniler güzelliğini korumakta ve bu camiye “İslam’ın Turkuvazı” adının verilmesini haklı çıkartmaktadır. Caminin duvarlarına “Allah” adı, mavi çinilerle Arap harfleriyle yazılmış ve bu yazı çeşitli şekillerde tekrarlanmıştır. Bunların 1001 tane olduğu söylenir.
Camiye 17 metre yüksekliğindeki büyük bir girişten giriliyor. Daha sonra geniş bir alan sunan ana yapıyı göreceksiniz. Giriş kapısının kolonlarında “Allah, Muhammed ve Ali” isimleri duvarcılık ustalığının çok güzel bezeme örnekleri ile işlenmiş durumdadır.
Caminin girişine göre arka tarafta bulunan küçük odayı görmeden geçmeyin. Burası, Karakoyunlu Şahları’nın özel namaz kılma mekanıydı. Bu mekanda duvarların alt bölümleri mermer, üst kısımları ise altın ve lapis taşlarıyla işlenmişti.
Karakoyunlu sultanlarından Cihan Şahın türbesi birkaç basamakla inilen mahzen gibi bir yerdedir.
Mescid’in bahçesi “Khagani Bahçesi” diye bilinir. Burada 12. yüzyılda yaşamış olan ünlü Azeri şairi Afzaladdin Bedel Khagani’nin bir heykeli var. Bu heykel ve civarındaki park bölümü hem yerli hem de yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmektedir.
1980 yılında Irak silahlı kuvvetlerinin ortak sınır boyunca İran’ın batı kesimini işgal etmesiyle İran – Irak savaşı başlamış, 1988 yılında ateşkes anlaşmasıyla sona ermiştir.
Savaşa yol açan anlaşmazlıkların başında “Şatt-ül Arap” suyolu konusu geliyordu. Irak, önceleri tek başına denetim altında tuttuğu bu stratejik suyolunu İran’ın Kürt hareketinden desteğini çekmesi karşılığında 1975 yılında bu ülkeyle paylaşmak zorunda kalmıştı. Ama Bağdat yönetimi bu durumu hiç bir zaman içine sindiremedi. Öte yandan İran’da iktidarı ele geçiren Şii akım, nüfusunun bir kısmı Şii olan Irak için ciddi bir tehdit haline geldi.
Irak’ın savaş öncesindeki hedefi İran’ın zengin petrol yatakları olan Khuzistan bölgesini alarak daha fazla petrole sahip olmak ve Şatt-ül Arap suyolunun her iki yakasını da kontrol etmek şeklindeydi.Ancak savaş başladığında Saddam Hüseyin, beklediği gibi iç sorunlardan bunalarak zayıflamış bir İran ile değil belirgin bir dış düşmana karşı birleşmiş bir İran’la karşılaştı. Silah gücü daha üstün olan Irak’ın karşısına nüfus yönünden büyük bir ülke ve Mollalar tarafından fanatik bir şekilde eğitilmiş ve ölmeye hazır bir ordu çıktı.
8 yıl süren bu savaş süresince her iki taraf da birbirlerinin topraklarının en fazla 100 km. kadar içine girebildi. Açılan kilometrelerce uzunluktaki cephede çarpışmalar zaman zaman tarafların birbirlerinin başkentlerine, petrol tesislerine ve petrol tankerlerine füze saldırılarında bulunmalarıyla alevlendi.
1982 yılında İran, Irak kuvvetlerini eski sınırın ötelerine sürünce barış umudu doğdu. Ancak bu sefer İran, Şiilerin kutsal yerleri olan Necef ve Kerbela‘yı almak üzere karşı atağa girişti.
Her iki ülkenin ekonomisi savaşın ağır harcamalarını karşılamakta güçlük çekmekteydi. Önceleri Suudi Arabistan ve öteki Arap ülkelerinin açıkça mali yardım yaptığı Irak’a Amerika ve SSCB de dolaylı yollardan destek sağladı. İran ise Suriye ve Libya ile ittifak içindeydi. Irak, kimyasal silah kullandığı konusundaki iddialar üzerinde dünya kamuoyunda yalnızlığa itilince sürdürdüğü barış girişimlerini bir kenara bıraktı. İran, 1987 yılında Basra yakınlarına kadar sokulabilmişti, ancak Libya ve Suriye’nin desteklerini çekmeleri ve öteki Batılı ülkelerin açıkça İran’a karşı cephe almalarıyla İran, yalnızlığa itildi. 1988 yılında savaş bittiğinde her iki taraf hiçbir şey elde edemeyerek savaştan önceki sınırlarına çekildi.
4 Haziran 1989’da Humeyni ölünce ülke yeniden belirsizlik ortamına sürüklendi. Ancak İslam Devrimi, kendi yandaşlarını ve kendi insan tipini yaratmayı başarmıştı. Yönetim, Devrim Muhafızlarının etkin olduğu bir dini rejim haline geldi. Yeni dini lider, Ayetullah Ali Hamaney oldu.
Ayetullah Ali Hamaney
Ali Hamaney, bu görevini halen sürdürmektedir.
Rafsancani Dönemi
Humeyni’nin mücadelesinde en yakın arkadaşı olan Rafsancani, İran – Irak savaşını bitirmede Humeyni’yi ikna eden isim olarak bilinirdi. Daha sonra bir dönem İran Milli Meclisi Başkanlığını da yapmıştı.
1989 yılındaki ılk seçimlerle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Rafsancani belirli bir modernleşme hareketi başlatmaya çalıştı; ama başarılı olamadı. Rafsancani’nin en büyük başarısı sertlik yanlısı İslamcıların devlet üzerindeki etkinliğini azaltması sayılır. 1993 yılında oy oranları düşmüş olsa bile ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.
Hatemi Dönemi
1997’de Ayetullah Hatemi, Cumhurbaşkanı olunca modern dünyanın kapılarını İranlılara açmaya çalıştı. Devrim Muhafızlarının etkinliklerini de azaltmaya uğraştı. Devrimin üzerinden zaten 20 yıl geçmişti ve ülkede güvenlik kuvvetlerinin yetki alanları konusunda bir kargaşa yaşanıyordu. Polis, jandarma ve askeri kuvvetler gibi güvenlik kuvvetlerinin dışında devrim muhafızlarının görev ve yetkilerinin ne olduğu konusu tartışılmaya başlandı. Sonuçta Devrim Muhafızları, bir tür özel polis gücü statüsüne alındı; sorun bu şekilde geçici de olsa çözülmüş oldu.
Cumhurbaşkanı Hatemi’nin iç ve dış politikada uyguladığı reformcu politika, gençler arasında sonuçlarını vermeye başladı. Ülkede bir casusluk aracı gibi gösterilmeye çalışılan internet kullanımı giderek yaygınlaşmaya başladı. Savaş yıllarında neredeyse imkansız olan yurtdışı telefon görüşmeleri otomatik sisteme bağlandı ve İran, kendi GSM – Cep Telefonu bağını kurarak dış dünya ile ilişkilerini pekiştirmiş oldu.
Ancak, Hatemi’nin kişisel çabaları bir anlamda sonuçsuz kalmaya mahkûmdu. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın çıkardığı her yasa, dinî liderlerin ve tutucu müslümanların çoğunlukta olduğu Meclis tarafından onaylanmazsa geçerli olamıyordu. Bu İslamcı güçler, belirli konularda reform oluşturmaya çalışan kesimlerin çabalarını çeşitli yöntemlerle boşa çıkardılar.
Eski Cumhurbaşkanı Hatemi
1999 yılı Mart ayında yapılan yerel seçimler sırasında halk arasında iyi tanınan reformist Tahran Belediye Başkanı tutuklandı. Bu durum yoğun protestolara sebep oldu. 2000’de reform yanlısı otuzdan fazla gazete kapatıldı. 2002’de yapılan genel seçimlerde de reformcu adayların seçime katılmaları Meclis tarafından engellendi. Bu engelleme olmasaydı Mecliste reformcuların çoğunluğu oluşturabileceğine kesin gözüyle bakılıyordu.
Kasım 2003’te kadın hakları savunucusu bir kadın hakimin Nobel Barış Ödülü almasıyla dikkatler tekrar İran üzerine çevrildi.
2003 yılının sonunda merkezi tarihi Bam şehri olan güçlü bir deprem meydana geldi. Bu depremle Bam kentindeki tarihi kale büyük hasar gördü.
Ahmedinecad Dönemi (ilk)
2005’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini gelenekçi aday Mahmud Ahmedinecad kazandı. Ahmedinecat’ın “Halkın Adamı” imajını destekleyen basit giyimi, güney Tahran’ın yoksul bir semtinde küçük bir evde oturuyor olması gibi nedenlerle popülaritesi arttı. İki dereceli seçimde herkesin ortak görüşüyle “hırsız” damgasını yiyen Rafsancani’ye gidemeyen oyları toplamayı başardı.
Ahmedinejad’ın yönetime gelmesiyle sert tutumlu bir tavır izleyen İran, dünya politika sahnesinde tekrar önemli bir yer edindi.
Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad
Buna karşılık, bir yandan da ülke içi ekonomik dengesizlikler sorunu ile uğraşmak zorunda kalan Ahmedinecad, İran devletinin yıllardan beri uygulamakta olduğu sübvansiyon (halka enerjinin maliyetin altında fiyatlarla verilmesi) uygulamasını kademeli bir şekilde kaldırmaya başladı. Bu uygulamalar sonucunda elektrik fiyatı % 300, telefon konuşmaları % 250 zamlandı.
İran, 2007’de, kendisi petrol üreten bir ülke olduğu halde ham petrolünü benzine ve mazota çevirecek yeterli rafinerisi bulunmadığından büyük bir petrol krizine girdi. Benzine yüzde 100’e yakın oranda zam yapıldı. Otomobil sahiplerine benzini zamsız -ama sınırlı miktarda- fiyattan kullanım hakkı tanıyan kartlar dağıtıldı. Günlük hakkını aşanlar benzini yüksek fiyattan satın almak zorundaydı. Bu şekilde petrol tüketimini azaltmaya çalışan hükümet, bunda başarılı da oldu. Fazla benzin tüketen Peykan marka eski teknolojili otomobillerin sahiplerine düşük faizli kredi verilerek piyasadan çekilmeye çalışıldı, bu da petrol tüketimini azalttı.
Bütün bu çalışmalar, zaten ekonomik ambargo altında bulunan İran’da enflasyonu azdırdı. 2008’de yıllık yüzde 30 enflasyon yaşandı. 2010’da ise enflasyon yıllık yüzde 15 civarına düşürüldü.
İran, bu dönemde enerji ihtiyacı içinde olduğunu öne sürerek nükleer santraller kurmaya ve uranyum zenginleştirme çalışmalarına başladı. Bu durum, önce Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu ile denetlenmeye çalışıldı. Bundan sonuç alınamayınca başta ABD olmak üzere batılı devletler, İran’ın nükleer bir silah üretebileceği kuşkusuyla ülke üzerinde yoğun baskı uygulamaya başladı. Bu baskılara boyun eğmeyen İran, nükleer çalışmalarına devam etti.
Ahmedinecad Dönemi (ikinci)
2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinecad, seçimi ikinci kez ve az farkla kazandığında; ikinci aday Musavi ve yandaşları, seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek protesto gösterileri yaptılar. Bu olaylar, kısa sürede “rejim karşıtlığı” haline gelmeye başladı. Ülkede islam devriminden bu yana en büyük ve en çok ses getiren olaylar bunlar oldu. Batıda bile İrandaki rejimin değişebileceği düşünülmeye başlandı. Birkaç ay süren olaylar, zamanla yatıştı.
İran, nükleer araştırmalar konusunda uzlaşmaz tutumunu inatla sürdürdü ve bu nedenle dünya toplumundan soyutlanmaya başladı. Ekonomik yaptırımlar ise ABD’nin baskısıyla daha etkin bir biçimde uygulanmaya başladı. Bu yaptırımlar en sonunda meyvelerini vermeye başladı. 2012 yılı ilkbaharında İran Riyali büyük bir devalüasyon yaşadı. Ülkede gıda ve petrol sıkıntısı çekilmeye başlandı.
Bu dönemde İran’ın uluslararası alanda özellikle Latin Amerika ülkeleriyle yakınlaşmaya başladığı görüldü. Batılı olmayan güçler olan Rusya ve Çin ile her zaman iyi ilişkileri olan İran’ın bu sefer Latin Amerikadaki Venezuella ve Brezilya olan ittifakları, Venezuella başkanı Hugo Chavez ile samimi bir ortamda gerçekleştirdiği görüşmeler ve 2012 yılında yapılan Bağlantısız Ülkeler Hareketi toplantıları ile İran, uluslararası camiada kendisine destek bulmaya çalıştı. Bu politika, Humeyni’nin “ne doğu, ne batı” düşüncesiyle uyumluydu.
Brezilya ve özellikle Venezuella ile yapılan ticari anlaşmalar ile ilişkiler sıklaştı. Birleşmiş Milletler toplantılarında İranı destekleyen sadece birkaç ülke kalmıştı, Brezilya ve Venezuella bu ülkeler arasındaydı.