Reklam
Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Safevi Dönemi

0

Şah İsmail’in Erdebildeki Heykeli

1502 yı­lın­da bir Şii ha­ne­da­nı olan Sa­fe­vi­’le­rin yö­ne­ti­mi ele ge­çir­me­le­ri ile İran’da ye­ni­den do­ğuş dö­ne­mi sayılabilecek Safevi Dönemi baş­la­dı. Bu dö­nem­de Ana­do­lu’da­ki Şii /Ale­vi inan­cı­na sa­hip kit­le­ler İran’da­ki ge­liş­me­le­re bü­yük il­gi gös­ter­miş­ti. Za­man­la bu il­gi­nin teh­li­ke­li bo­yut­la­ra ulaş­ma­sı ve Sa­fe­vi dev­le­ti­nin çok güç­len­me­si ne­de­niy­le Ya­vuz Sul­tan Se­lim, Şah İs­ma­il’in üze­ri­ne yü­rü­müş­tür. Çal­dı­ran Ova­sın­da­ki sa­vaş­tan Os­man­lı or­du­la­rı ga­lip çık­mış­tır.

(Çal­dı­ran Ova­sı, gü­nü­müz­de İran’da Hoy ile Ma­ku ka­sa­ba­la­rı ara­sın­da, Tür­ki­ye sı­nı­rı­na 150 km. ka­dar uzak­lık­ta­dır. Ye­rel halk ara­sın­da “Si­yah Çeş­me” ola­rak bi­li­nir.)

Bu ye­nil­gi­ye rağ­men Sa­fe­vi­ler, ül­ke­nin sı­nır­la­rı­nı bu­gün­kü Irak’ta­ki Bağ­dat’tan bu­gün­kü Af­ga­nis­tan’da­ki He­rat’a ka­dar ge­niş­let­miş­ler­dir. Sa­fe­vile­rin önem­li sultanla­rın­dan bi­ri olan Şah Ab­bas, dev­le­tin baş­şeh­ri­ni ön­ce Teb­riz’den Kaz­vin’e son­ra Kaz­vin’den İs­fe­han’a ta­şı­mış­tır. İs­fe­han’da ya­pı­lan mima­ri ya­pıt­lar bu dö­ne­min unu­tul­maz eser­le­ri ara­sın­da­dır.

İran’daki yönetimlerin niteliği konusunda en önemli dönüm noktası Safeviler dönemi olmuştur. Bu hanedanın sonunda Sünni inancı ya da Şiilik inancı arasında bir tercih yapılması gerekti ve Şiilik kazandı. Artık din eğitimi için yurtdışından, özellikle Lübnan’dan Şii mollalar İran’a davet edilmeye başlandı. Şah Abbas, bu mollalardan birisinin kızıyla evlenmiştir.

Devletin dini Şiilik olarak benimsendiği halde İran’daki dört halk, Sunni’likten ayrılmamıştır. Bunlar Kürtler, Kafkaslılar, Beluçlar ve Afganlardır.

Ana Sayfa

Sırt Çantalılar İçin

0

İrana karayoluyla gidişte bir sırt çantası edinin ve tam bir gezgin olun. Sırt çantalılar için bir sırt çantası kullanmanın pratik faydası iki elinizin serbest kalmasıdır. Trene, otobüse binerken ve inerken, para bozdururken, birşey satın alırken her zaman için iki elinizin de serbest olması iyidir. Bu sırt çantasında bir adet uyku tulumu mutlaka bulunmalıdır.

Otobüslerde uyku tulumunuzu yanınıza alın. Geceleri soğuk olursa üstünüze örtersiniz. Trenlerde ise yatacağınız zaman kullanabilirsiniz. Otellerde çarşafı beğenmezseniz çarşaf yerine, gece soğuk olursa battaniye yerine kullanabilirsiniz.

Gideceğiniz mevsime göre değişmekle birlikte yazlık ayakkabı, sandalet, tokyo benzeri birşey sırt çantanızda bulunmalıdır.

Karayolculuğu yapacak bir kişinin en çok koruması gereken organı ayaklarıdır desek yanılmış olmayız. Birçok yere yürüyerek gidilecek, belki uzun süreler tren, otobüs beklenecektir. Bu nedenle iyi kalitede ve ortopedik özellikte ayakkabı kullanmalısınız.

Bunların dışında kişisel iç çamaşırı, gömlek, tişört, yedek pantolon ve/veya etek, ince bir kazak gibi eşyaları tabii ki yanınıza alacaksınız. Fotoğraf makinesi konusunda size kesin bir tavsiye getiremeyeceğiz. Ülkelerin, gezi anılarının fotoğraflanması tabii ki çok önemlidir. Bu fotoğraflar geri dönüldüğünde arkadaşlara, dostlara gösterilecek, anılar tekrarlanacak ve belki de hüzünlü bir özlem yaşanacaktır.

Ancak bazen fotoğraf çekme çabası içine giren kişi, ortamdaki güzellikleri atlıyor olmaz mı? Sonra birçok tapınakta, camide fotoğraf çekmek zaten yasaktır. Bence bütün bu durumları gözönüne alarak kararı siz verin. Yanınıza alacağınız makinenin çok çok profesyonel olması gerekmiyor. Basit, her ışıkta çeken, otomatik bir makine veya hatta sadece cep telefonunuzun olması bile size yeterli olacaktır.

Ana Sayfa

Sadabad Sarayı

Sadabad Sarayı’nın genel ismi Sa’dabad Kültürel Kompleksi’dir. Buraya İranlılar “Kralın Evi” diyor. Bu kompleks, Kaçar döneminde yapılmış ve Pehlevi Döneminde geliştirilmiş. 3 bin dönümlük araziye inşa edilmiş. 1800 dönümü doğal orman olarak bırakılmıştır. Tahran’ın kuzeyinde Velenjak’dan Kolakçay bölgesine kadar uzanan bir araziye yayılmıştır ve bu arazide toplam olarak 18 değişik müze bulunur. Bu müzelerin bir kısmı İslam Devrimini anlatan halk müzeleri şekline dönüştürülmüş durumdadır. Sarayda bulunan yedi farklı müzede Son Şah Pehlevi döneminden kalan çeşitli eserler sergilenmektedir.

Sa’dabad Sarayı bölgesinde İngilizce yazılarla yön gösteren okları izleyerek gezebilirsiniz. Ancak, Saraylar birbirinden uzaktır, yürüyerek gezmek size çok vakit kaybettirir. Bu nedenle bahçede çalışan minibüslere binerek dolaşmanızı tavsiye ederiz. Açılış ve kapanış saatleri birbirinden farklı olan sarayları gezerken bu konuya dikkat etmenizi öneririm.

Saraydaki müzelerin bir kısmında fotoğraf çekimi yasaktır.

Her bir sarayın giriş bileti sadece ana giriş kapısında satılır.

Etnolojik Araştırmalar Müzesi: Son Şah’ın kardeşi Mahmud Reza’nın özel mekanıyken İslam devriminden sonra 1984’te müzeye dönüştürülmüştür. İki katlı olan bu yapıda değişik belgeler ve bazı geleneksel el sanatları sergileniyor. Ayrıca binanın bodrum katı arşiv ve işlik olarak kullanılıyor.

Güzel Sanatlar Müzesi: Eskiden “Siyah Saray” olarak bilinirdi ve o dönemde imparatorluğun Adalet Bakanlığı tarafından kullanılırdı. Üç katlı bu müzede şimdi 16. yüzyıla kadar geçmiş tarihlere ait, İranlı ve yabancı ressamların nadir tabloları sergilenmektedir.

Yeşil Saray

Yeşil Saray Müzesi: 1925’de son Şah’ın babası Rıza Şah tarafından doğal bir platformun üzerine yaptırılmıştır. Arazisi 137 dönüm civarındadır. Mimari ve estetik yönden buradaki sarayların içinde en çok ilgi çekenidir. Sergilenen eserler arasında çok değerli İran halıları, yabancı yapım mobilyalar, porselen yemek takımları ve avizeler vardır. Sarayın iç duvarları tamamen ahşapla kaplıdır ve bu ahşaplar oyma, mine kaplama ve kakma sanatı ile işlenmiştir. Dış duvarlar işlemeli mermer kaplıdır.

Eski adı Şehvend Sarayı olan bu müze, Rıza Şah dönemine aittir. Dış cephesinde yeşil taşların kullanımından dolayı Yeşil Saray adıyla anılan bu saray inşa edildiği dönemde Rıza Şah’ın çalışma ofisi olarak kullanıldı.

Millet Sarayı Müzesi: Günümüzde Millet Sarayı (halkın sarayı) diye bilinen bu bölümün daha önceki ismi Beyaz Saray’dı. Rıza Şah, burayı İmparatorluk sarayı olarak yaptırmış ama estetik güzelliği nedeniyle kendi evi haline çevirmişti. Saray, 1982 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Sergilenen ürünler arasında nadide İran halıları, mobilyalar ve çeşitli silahlar yer alır.

Yapı, Sadabad Sarayları’nın en büyüğüdür. Beyaz renginden dolayı Beyaz Saray olarak da bilinir. Rıza Pehlevi ve eşi Farah Diba’nın yaz dönemlerinde konakladığı mekan olan bu bina 54 odaya ve 10 ağırlama salonuna sahiptir. Yapımı 5 yıl sürmüş, dış mimarisi İran ve Rus mimarları tarafından tasarlanmış, iç dekorasyonu ise İranlı mimarlar tarafından yapılmıştır.

Saray, 54 odalıdır. İkinci kattaki törensel akşam yemeği salonunda bulunan 145 metrekarelik yuvarlak halı, Erdebil şehrinde, şeyh Safiyuddin Erdebilî’nin türbesindeki halıdan kopyalanmıştır ve türünün en büyüklerindendir. Giriş katındaki tören salonunda bulunan 243 metrekarelik halı ise hiç kuşkusuz en büyük İran halısıdır.

Sarayın girişindeki bahçede bulunan devasa Şah heykeli, devrim sırasında sökülmüş ve geriye taştan yapılma dev boyutlarda iki çizme kalmıştır.

Beyaz Saray ve önündeki çizmeler.
Beyaz Sarayın Genel Görünümü

Bahçede mitolojik bir kahraman olan okçu Arash’ın bir heykeli görülür. Hikayeye göre İran’lılar ile Turan’lılar (Türkler) arasında savaş çok uzamıştı. Aradaki sınırı belirlemek için Arash’tan bir ok atmasını istemişler. Okçu, daha uzağa atmak için yayını öyle bir germiş ki, buna dayanamayan vücudu parçalanmış.

Okçu Araş

Yemek salonu


Ayrıca;
Sa’dabad Sarayı kapsamında yer alan Askeri Müze’yi de ilginç bulabilirsiniz. Aslında Şah’ın kuzeni Şahram’a ait olan bu yapıda sergilenen el yapımı silahlar arasında Saddam Hüseyin’in 1979’da Şah’a hediye ettiği bir tabanca da var.

Şah’ın annesine ait olan ikinci bir saray olan Annenin Sarayı, sanki Şah’ın izlediği yaşantıyı halkın görüp ibret alması için yapılmış gibidir. Müze yönetimi “kumar salonu”nu eski fotoğraflarla süslü ve oyun kağıtları ile olduğu gibi dokunulmadan sergilemektedir.

Su Müzesi : Rıza Pehlevi’nin özel kalemine ait olan bu bina şimdi Su Müzesidir.

Üstad Behzad Müzesi : Bu binada ünlü İranlı minyatür sanatçısı Üstat Behzat’ın eserleri sergilenmektedir.

Ümidvar Kardeşler Müzesi : İsa ve Abdullah Omidvar adlı iki İranlı gezginin anı eşyaları buradadır. 1950’li yıllarda geziye çıkan bu iki kardeş, Afrika, Kuzey Kutbu gibi bölgelerde gezerek topladıkları birçok eseri İran’a getirmişlerdi.

Üstad Farshchian Müzesi : Bu binada ünlü İranlı ressam Mahmoud Farshchian’ın eserleri sergilenmektedir.

Kraliyet Giysileri Müzesi
Rıza Şah’ın kızı Şems Pehlevi’ye ailt olan bu bina 1936-1940 döneminde inşa edilmiştir. Şems Pehlevi burası yazlık rezidansı olarak kullanıyordu. İslam Devriminden sonra Pehlevi Ailesi’nin Kraliyet Hediyeleri ve Çağdaş Tarihi müzesine dönüştürüldü. Burada ağırlıkla Pehlevi Ailesi’nin kraliyet giysileri sergileniyor.

Tahran Sayfası

Genel Bilgiler

0
Tahran
Tren istasyonu

Türkiye, bizce gözünü batıya dikmiş olmakla beraber tarihsel geçmişi ve toplumsal yapısı açısından, bir doğu ülkesidir. Bu gerçeği tam olarak anlayabilmek ve karşılaştırmalar yapabilmek, ancak başka doğu ülkelerini görmekle mümkün olabilir. Görmeye değer doğu ülkeleri hangileridir? İşe hemen yanıbaşımızdaki ülkelerle başlayabiliriz. Bu konuda öncelikle Genel Bilgiler verelim. Öncelikle komşumuz İran başta olmak üzere; Pakistan, Hindistan ve Nepal gibi ülkelerdeki kültürel zenginlikler görmeye değerdir.

Örneğin yakın komşumuz İran’daki güzellikleri, kültürel zenginlikleri kaçımız biliyoruz ve farkındayız ki? Yurtdışı gezilerini sadece parası bol olanların yapabileceği bir lüks olduğunu sanıyoruz. Oysa cebine 700 Dolar para koyan bir kişi; İran’da karayolu ile 2 haftalık küçük bir gezi yapabilir. Bu miktar parayı birçoğumuz yaz tatillerinde daha kısa sürede harcamıyor muyuz? 

Bu sitede böyle bir yolculuğun nasıl yapılacağını, yollarda karşılaşılabilecek sorunları, sınır geçişlerini; ayrıca İran tarihi, Coğrafyası ve kültürü konularında bilgiler vermeye çalıştık.

Bu site hazırlanırken elimizde olan en taze bilgiler dikkate alındı. Karşılaşılabilecek çeşitli belirsiz durumlar için kişisel tecrübelere dayanarak uygun bulunan çözümler önerildi.

Bütün bunlara rağmen rota üzerindeki birçok ayrıntılı bilgi, bir süre sonra geçersiz hale gelebilir. Otobüs, tren veya uçak seferlerinin kalkış saatleri değişmiş olabilir. Trenler belirlenen saatlerde kalkmayabilir, yeni hatlar açılabilir, eskileri kapanabilir.

Burada anlattığımız her bilgi, kişisel tecrübelerimizle uzun süre içinde oluşmuş kanılarımıza ve deneyimlerimize dayanmaktadır. Sizin kendi deneyimleriniz ise başka yönlerde gelişebilir. Bu nedenle, buradaki bilgilerin tam ve kesin olduğunu iddia etmiyor, sadece bunların gerçekleşmesi ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyoruz.

Bu yolculuğa çıktığınızda burada belirtilenlerin dışında, karşılaşacağınız değişiklikleri e-mail adresimize [email protected] bildirin. Sitenin güncellenmesi sırasında bu bilgileri kullanırız. Bu bilgiler sizden sonra aynı yere gidecek başka gezginler için de rehber niteliği taşıyacaktır.

Moğollar Dönemi

0

Ilhanlı’lardan kalma Olcaytu Mihrabı ismindeki minber. Mescid JameIsfehan

1220’de Cen­giz Han yö­ne­ti­min­de­ki Mo­ğol or­du­la­rı­nın is­ti­la­sıyla Sel­çuk­lu Dev­le­ti yı­kıl­dı. Cen­giz Han’ın to­ru­nu Hü­la­gü za­ma­nın­da en yük­sek dö­ne­mi­ne ulaşan Mo­ğol is­ti­la­sı sı­ra­sın­da Teb­riz, Mo­ğol­la­rın baş­ken­ti ol­du.

İlhanlı’lar
Hıris­ti­yan­lık ile Bu­dizm ara­sın­da hangi dini seçeceği konusunda bo­ca­la­yan Hü­la­gü Han, ül­ke­de­ki sos­yal bas­kı­la­ra da­ya­na­ma­ya­rak Müs­lü­man­lı­ğı seç­ti. Ken­di­si­ne “İl Han” is­mi­ni ver­di. Da­ha son­ra ku­ru­lan İl­han­lı­lar dev­le­ti de bu is­mi de­vam et­tir­di. Mo­ğol­lar, el­le­ri­ne ge­çir­dik­le­ri şe­hir­ler­de­ki eski sa­nat eser­le­ri­ni ya­kıp yı­kar­ken bir yan­dan da ye­ni eser­ler yap­tı­lar. Zen­can ya­kın­la­rın­da­ki Güm­bed-i Sul­ta­ni­ye bunlar­dan en önem­li­si­dir. Böl­ge­de­ki kan­lı Mo­ğol iş­ga­li, 200 yıl ka­dar sür­dü.

Ana Sayfa

Rehberiniz

0

Merhaba dostlar.

Rehberiniz, sitemizin başlığında belirtiyor. Bu site İran gezilerine ait birçok şeyi içeriyor. İran adlı bu büyük kültür ve uygarlık hakkında çok şey yazmak mümkün ama bunu şimdilik sitemizin kapsamı dahilinde yapıyoruz. Bu konuda esas söyleyeceklerimizi “İran Gezi Rehberi” kitabımızda bulabilirsiniz.

İran gezileri ilginizi çekiyorsa, İran kültürü hakkında bilgi almak istiyorsanız. Aradığınız şeyleri bu sitede bulabileceğinizi ümit ediyorum. Daha ayrıntılı bilgi için bana yazın, mutlaka cevap vereceğim.

[email protected]

Ben Zafer Bozkaya, 1956 Eskişehir doğumluyum. Gençlik çağımdan beri mistik olaylar ve uzakdoğu ülkeleri ilgimi çekmişti. 1979 yılında Yoga ile tanıştım. Hindistan’a ilk ziyaretimi 1986 yılında yaptım. Bu gezi ilk gezim olduğu için tabii ki beni büyüledi.

Bu geziyi karayolundan yaparken İran konusunda hiçbir şey bilmiyordum. Bu ülkeden geçtikçe büyük bir kültürle karşı karşıya olduğumu hissetmeye başladım. Daha sonraları sadece İran’ı gezmek üzere bu ülkeye 5 kez kendi arabamla gittim.

Zafer BOZKAYA

1995 tarihinde gezi tecrübelerini ve Türkiye – Hindistan karayolu rotası hakkındaki bilgilerini topladığı Hindistan Gezi Rehberi adlı kitabın birinci baskısını yayınladı. Bu kitabın İran ile ilgili bölümü de çok ilgi çekti. Gezilerini internet ortamına da taşıyan yazar, 2001 yılında www.hindistangezi.com adresinde bir web sitesi oluşturdu. Bu site, kısa zamanda konu ile ilgili kişilerin başvurduğu en önemli kaynak haline geldi.

2004 yılında Hindistan Gezi Rehberi kitabının ikinci baskısını gene karayolu gezginleri için hazırladı ve bu kitapta da İran hakkında geniş bilgiler verdi.

İran gezileri konusunda gittikçe artan ilgi nedeniyle 2006 yılında www.irangezi.com sitesini kurdu. 

2018 yılı Şubat ayında İran Gezi Rehberi adlı kitabın 4.baskısını yayımladı.

Rehberinizin Kitapları

Ana Sayfa

Bazar-ı Bozurg

0

Bazar-ı Bozurg, Tahran’ın sadece çarşısı değil sanki ekonomisinin kalbinin attığı yerdir. Büyük Çarşı, İstanbul’daki kapalı çarşının bir benzeri ama çok daha oryantal olanıdır. Buraya yapacağınız bir gezi size Fars ülkesinin bütün büyüsünü tattıracaktır.

İran’ın tüm yönleri sanki buraya yansımış gibidir. Burası bütün doğu pazarlarının en büyüklerinden biridir. Sanki şehir içinde bir şehir gibidir. Burada her şey yaşanır, sadece ticaret değil, sosyal olaylar, evlilikler ve hatta siyaset…

10 kilometre kadar uzunluktaki bu kapalı çarşıyı gezmeye Sabze Meydanından başlayın. Gerçekte pazarın birçok girişi vardır. Doğu tarafındaki bu bölümde lüks mallar, saatçiler ve kuyumcular yoğunlaşmıştır. Daha sonra halıcılar gelir. Yürümekten yorulduğunuz zaman pazarın yan yollarından birine sapın, burası sizi mutlaka kapalı bölümden dışarı çıkartıp ya bir çayhaneye, ya bir nargile salonuna ya da bir havuzbaşına götürecektir. Pazarda yavaş ve dikkatli yürüyün yerler toz kalkmaması için ıslatılmış ve kayganlaşmış olabilir. Ayrıca sık sık geçen hamallar ile çarpışmamak için dikkatli olun.

Bu pazarda neler yok ki? Bütün İran’ın perakende mallar sektörünün üçte biri bu pazardaki alışverişlerde el değiştiriyor. Her sokakta, her sapakta ayrı bir ticaret alanı, bakırcılar, kağıtçılar, baharatçılar, tenekeciler, halıcılar, şekerciler, çaycılar… Sadece bunlar değil, ondan fazla cami, birkaç otel, birkaç banka şubesi ve hatta pazarın kendine ait itfaiyesi bile var burada.

Tahran sayfası

Mescid-e Kabud

0

1465’te ya­pıl­mış olan Ma­vi Ca­mi (Mescid-i Ka­bud) ge­çir­di­ği bir­çok dep­rem­den son­ra yıkılmış ve ha­ra­be ha­li­ne gel­miş­ti. Günümüzde iyi bir şe­kil­de res­to­re edil­miş­tir. Ca­mi­deki çi­ni­ler gü­zel­li­ği­ni ko­ru­mak­ta ve bu ca­mi­ye “İs­lam’ın Tur­ku­va­zı” adı­nın ve­ril­me­si­ni hak­lı çı­kart­mak­ta­dır. Caminin duvarlarına “Al­lah” adı, ma­vi çi­ni­ler­le Arap harf­le­riy­le ya­zıl­mış ve bu ya­zı çe­şit­li şe­kil­ler­de tek­rar­lan­mış­tır. Bunla­rın 1001 ta­ne ol­du­ğu söy­le­nir.

Ca­mi­ye 17 met­re yük­sek­li­ğin­de­ki bü­yük bir gi­rişten giriliyor. Daha son­ra ge­niş bir alan sunan ana ya­pı­yı gö­re­cek­si­niz. Gi­riş ka­pı­sı­nın ko­lon­ların­da “Al­lah, Mu­ham­med ve Ali” isim­le­ri du­var­cı­lık us­ta­lı­ğı­nın çok gü­zel bezeme ör­nek­le­ri ile iş­len­miş du­rum­da­dır.

Caminin gi­ri­şine gö­re arka ta­raf­ta bu­lu­nan kü­çük oda­yı gör­me­den geç­me­yin. Bu­ra­sı, Karakoyunlu Şah­ları’nın özel na­maz kıl­ma me­ka­nıy­dı. Bu mekanda du­var­la­rın alt bö­lüm­le­ri mer­mer, üst kı­sım­la­rı ise al­tın ve la­pis taş­la­rıy­la işlenmişti.

Ka­ra­ko­yun­lu sultan­ların­dan Ci­han Şa­hın tür­be­si birkaç basamakla inilen mahzen gibi bir yerdedir.

Mescid’in bahçesi “Khagani Bahçesi” diye bilinir. Burada 12. yüzyılda yaşamış olan ünlü Azeri şairi Afzaladdin Bedel Khagani’nin bir heykeli var. Bu heykel ve civarındaki park bölümü hem yerli hem de yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmektedir.

Khagani heykeli ve Zafer Bozkaya

Tebriz Sayfası

İran – Irak Savaşı (1980-1988)

0

1980 yılında Irak silahlı kuvvetlerinin ortak sınır boyunca İran’ın batı kesimini işgal etmesiyle İran – Irak savaşı başlamış, 1988 yılında ateşkes anlaşmasıyla sona ermiştir.

Savaşa yol açan anlaşmazlıkların başında “Şatt-ül Arap” suyolu konusu geliyordu. Irak, önceleri tek başına denetim altında tuttuğu bu stratejik suyolunu İran’ın Kürt hareketinden desteğini çekmesi karşılığında 1975 yılında bu ülkeyle paylaşmak zorunda kalmıştı. Ama Bağdat yönetimi bu durumu hiç bir zaman içine sindiremedi. Öte yandan İran’da iktidarı ele geçiren Şii akım, nüfusunun bir kısmı Şii olan Irak için ciddi bir tehdit haline geldi.

Irak’ın savaş öncesindeki hedefi İran’ın zengin petrol yatakları olan Khuzistan bölgesini alarak daha fazla petrole sahip olmak ve Şatt-ül Arap suyolunun her iki yakasını da kontrol etmek şeklindeydi. Ancak savaş başladığında Saddam Hüseyin, beklediği gibi iç sorunlardan bunalarak zayıflamış bir İran ile değil belirgin bir dış düşmana karşı birleşmiş bir İran’la karşılaştı. Silah gücü daha üstün olan Irak’ın karşısına nüfus yönünden büyük bir ülke ve Mollalar tarafından fanatik bir şekilde eğitilmiş ve ölmeye hazır bir ordu çıktı.

8 yıl süren bu savaş süresince her iki taraf da birbirlerinin topraklarının en fazla 100 km. kadar içine girebildi. Açılan kilometrelerce uzunluktaki cephede çarpışmalar zaman zaman tarafların birbirlerinin başkentlerine, petrol tesislerine ve petrol tankerlerine füze saldırılarında bulunmalarıyla alevlendi. 

1982 yılında İran, Irak kuvvetlerini eski sınırın ötelerine sürünce barış umudu doğdu. Ancak bu sefer İran, Şiilerin kutsal yerleri olan Necef ve Kerbela‘yı almak üzere karşı atağa girişti.

Her iki ülkenin ekonomisi savaşın ağır harcamalarını karşılamakta güçlük çekmekteydi. Önceleri Suudi Arabistan ve öteki Arap ülkelerinin açıkça mali yardım yaptığı Irak’a Amerika ve SSCB de dolaylı yollardan destek sağladı. İran ise Suriye ve Libya ile ittifak içindeydi. Irak, kimyasal silah kullandığı konusundaki iddialar üzerinde dünya kamuoyunda yalnızlığa itilince sürdürdüğü barış girişimlerini bir kenara bıraktı. İran, 1987 yılında Basra yakınlarına kadar sokulabilmişti, ancak Libya ve Suriye’nin desteklerini çekmeleri ve öteki Batılı ülkelerin açıkça İran’a karşı cephe almalarıyla İran, yalnızlığa itildi. 1988 yılında savaş bittiğinde her iki taraf hiçbir şey elde edemeyerek savaştan önceki sınırlarına çekildi.

Humeyni’den Sonra (1989-2012)

0
Reisicumhur
tahran

Ali Ekber Haşimi Rafsancani

4 Ha­zi­ran 1989’da Hu­mey­ni ölün­ce ül­ke ye­ni­den be­lir­siz­lik or­ta­mı­na sü­rük­len­di. An­cak İs­lam Dev­ri­mi, ken­di yan­daş­la­rı­nı ve ken­di in­san tipini ya­rat­ma­yı ba­şar­mış­tı. Yö­ne­tim, Dev­rim Mu­ha­fız­la­rı­nın et­kin ol­du­ğu bir di­ni re­jim ha­li­ne gel­di. Yeni dini lider, Ayetullah Ali Hamaney oldu.

Ayetullah Ali Hamaney

Ali Hamaney, bu görevini halen sürdürmektedir.

Rafsancani Dönemi

Humeyni’nin mücadelesinde en yakın arkadaşı olan Rafsancani, İran – Irak savaşını bitirmede Humeyni’yi ikna eden isim olarak bilinirdi. Daha sonra bir dönem İran Milli Meclisi Başkanlığını da yapmıştı. 

1989 yılındaki ılk se­çim­ler­le iş­ba­şı­na ge­len Cum­hur­baş­ka­nı Raf­san­ca­ni be­lir­li bir mo­dern­leş­me ha­re­ke­ti baş­lat­ma­ya ça­lış­tı; ama ba­şa­rı­lı ola­ma­dı. Rafsancani’nin en büyük başarısı sertlik yanlısı İslamcıların devlet üzerindeki etkinliğini azaltması sayılır. 1993 yılında oy oranları düşmüş olsa bile ikinci kez Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. 

Hatemi Dönemi

1997’­de Ayetullah Ha­te­mi, Cum­hur­baş­ka­nı olun­ca mo­dern dün­ya­nın ka­pı­la­rı­nı İran­lı­la­ra aç­ma­ya ça­lış­tı. Dev­rim Mu­ha­fız­la­rı­nın et­kin­lik­le­ri­ni de azalt­ma­ya uğ­raş­tı. Dev­ri­min üze­rin­den za­ten 20 yıl geç­miş­ti ve ül­ke­de gü­ven­lik kuv­vet­le­ri­nin yet­ki alan­la­rı ko­nu­sun­da bir kar­ga­şa ya­şa­nı­yor­du. Po­lis, jan­dar­ma ve as­ke­ri kuv­vet­le­r gibi güvenlik kuvvetlerinin dı­şın­da dev­rim mu­ha­fız­la­rı­nın gö­rev ve yet­ki­le­ri­nin ne ol­du­ğu ko­nu­su tar­tı­şıl­ma­ya baş­lan­dı. So­nuç­ta Dev­rim Mu­ha­fız­la­rı, bir tür özel po­lis gü­cü sta­tü­sü­ne alın­dı; so­run bu şe­kil­de ge­çi­ci de ol­sa çö­zül­müş ol­du.

Cum­hur­baş­ka­nı Ha­te­mi’nin iç ve dış po­li­ti­ka­da uy­gu­la­dı­ğı re­form­cu po­li­ti­ka, genç­ler ara­sın­da so­nuç­la­rı­nı ver­me­ye baş­la­dı. Ül­ke­de bir ca­sus­luk ara­cı gi­bi gös­te­ril­me­ye ça­lı­şı­lan in­ter­net kul­la­nı­mı gi­de­rek yay­gın­laş­ma­ya baş­la­dı. Sa­vaş yıl­la­rın­da ne­re­dey­se im­kan­sız olan yurt­dı­şı te­le­fon gö­rüş­me­le­ri oto­ma­tik sis­te­me bağ­lan­dı ve İran, ken­di GSM – Cep Te­le­fo­nu ba­ğı­nı ku­ra­rak dış dün­ya ile iliş­ki­le­ri­ni pe­kiş­tir­miş ol­du.

Ancak, Ha­te­mi’nin ki­şi­sel ça­ba­la­rı bir an­lam­da so­nuç­suz kal­ma­ya mah­kûm­du. Çün­kü Cum­hur­baş­ka­nı’nın çı­kar­dı­ğı her ya­sa, di­nî li­der­le­rin ve tu­tu­cu müs­lü­man­la­rın ço­ğun­luk­ta ol­du­ğu Mec­lis ta­ra­fın­dan onay­lan­maz­sa ge­çer­li ola­mı­yor­du. Bu İs­lam­cı güç­ler, belirli konularda re­form oluş­tur­ma­ya ça­lı­şan ke­si­mlerin ça­ba­la­rı­nı çe­şit­li yöntemlerle bo­şa çı­kar­dı­lar.

Eski Cumhurbaşkanı Hatemi

1999 yı­lı Mart ayın­da ya­pı­lan ye­rel se­çim­ler sı­ra­sın­da halk ara­sın­da iyi ta­nı­nan re­for­mist Tah­ran Be­le­di­ye Baş­ka­nı tu­tuk­lan­dı. Bu du­rum yo­ğun pro­tes­to­la­ra se­bep ol­du. 2000’de re­form yan­lı­sı otuz­dan faz­la ga­ze­te ka­pa­tıl­dı. 2002’de ya­pı­lan ge­nel se­çim­ler­de de re­form­cu aday­la­rın se­çi­me ka­tıl­ma­la­rı Mec­lis ta­ra­fın­dan en­gel­len­di. Bu en­gel­le­me ol­ma­say­dı Mec­lis­te re­form­cu­la­rın ço­ğun­lu­ğu oluş­tu­ra­bi­le­ce­ği­ne ke­sin gö­züy­le ba­kı­lı­yor­du.

Ka­sım 2003’te ka­dın hak­la­rı sa­vu­nu­cu­su bir ka­dın ha­ki­min No­bel Barış Ödü­lü al­ma­sıy­la dik­kat­ler tek­rar İran üze­ri­ne çev­ril­di.

2003 yı­lı­nın so­nun­da mer­kezi ta­ri­hi Bam şeh­ri olan güç­lü bir dep­rem mey­da­na gel­di. Bu dep­rem­le Bam ken­tin­de­ki ta­ri­hi ka­le bü­yük ha­sar gör­dü. 

Ahmedinecad Dönemi (ilk)

2005’te yapı­lan Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri­ni ge­le­nek­çi aday Mahmud Ahmedinecad ka­zan­dı. Ahmedinecat’ın “Halkın Adamı” imajını destekleyen basit giyimi, güney Tahran’ın yoksul bir semtinde küçük bir evde oturuyor olması gibi nedenlerle popülaritesi arttı. İki dereceli seçimde herkesin ortak görüşüyle “hırsız” damgasını yiyen Rafsancani’ye gidemeyen oyları toplamayı başardı.

Ah­me­di­ne­jad’ın yönetime gelmesiyle sert tu­tum­lu bir tavır iz­le­yen İran, dün­ya po­li­ti­ka sah­ne­sin­de tekrar önemli bir yer edin­di.

Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad

Buna karşılık, bir yandan da ülke içi ekonomik dengesizlikler sorunu ile uğraşmak zorunda kalan Ahmedinecad, İran devletinin yıllardan beri uygulamakta olduğu sübvansiyon (halka enerjinin maliyetin altında fiyatlarla verilmesi) uygulamasını kademeli bir şekilde kaldırmaya başladı. Bu uygulamalar sonucunda elektrik fiyatı % 300, telefon konuşmaları % 250 zamlandı.

İran, 2007’de, kendisi petrol üreten bir ülke olduğu halde ham petrolünü benzine ve mazota çevirecek yeterli rafinerisi bulunmadığından büyük bir petrol krizine girdi. Benzine yüzde 100’e yakın oranda zam yapıldı. Otomobil sahiplerine benzini zamsız -ama sınırlı miktarda- fiyattan kullanım hakkı tanıyan kartlar dağıtıldı. Günlük hakkını aşanlar benzini yüksek fiyattan satın almak zorundaydı. Bu şekilde petrol tüketimini azaltmaya çalışan hükümet, bunda başarılı da oldu. Fazla ben­zin tüketen Pey­kan mar­ka es­ki tek­no­lo­ji­li oto­mo­bil­lerin sa­hip­le­ri­ne dü­şük fa­iz­li kre­di ve­ri­le­rek pi­ya­sa­dan çe­kil­me­ye ça­lı­şıl­dı, bu da pet­rol tü­ke­ti­mi­ni azalt­tı.

Bü­tün bu ça­lış­ma­lar, za­ten eko­no­mik am­bar­go al­tın­da bu­lu­nan İran’da enf­las­yo­nu az­dır­dı. 2008’de yıl­lık yüzde 30 enf­lasyon ya­şan­dı. 2010’­da ise enf­las­yon yıl­lık yüzde 15 ci­va­rı­na dü­şü­rül­dü.

İran, bu dönemde ener­ji ih­tiya­cı içinde olduğunu öne sürerek nük­le­er san­tral­ler kur­ma­ya ve uranyum zenginleştirme çalışmalarına başladı. Bu durum, önce Ulus­la­ra­ra­sı Atom Ener­ji­si Ko­mis­yo­nu ile denetlenmeye çalışıldı. Bundan sonuç alınamayınca baş­ta ABD ol­mak üze­re ba­tı­lı dev­let­ler, İran’ın nük­le­er bir si­lah üre­te­bi­le­ce­ği kuş­ku­suy­la ül­ke üze­rin­de yo­ğun bas­kı uy­gu­la­ma­ya baş­la­dı. Bu bas­kı­la­ra bo­yun eğ­me­yen İran, nük­le­er çalışma­la­rı­na de­vam etti.

Ahmedinecad Dönemi (ikinci)

2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinecad, seçimi ikinci kez ve az farkla kazandığında; ikinci aday Musavi ve yandaşları, seçimlere hile karıştırıldığını öne sürerek protesto gösterileri yaptılar. Bu olaylar, kısa sürede “rejim karşıtlığı” haline gelmeye başladı. Ülkede islam devriminden bu yana en büyük ve en çok ses getiren olaylar bunlar oldu. Batıda bile İrandaki rejimin değişebileceği düşünülmeye başlandı. Birkaç ay süren olaylar, zamanla yatıştı.

İran, nükleer araştırmalar konusunda uzlaşmaz tutumunu inatla sürdürdü ve bu nedenle dünya toplumundan soyutlanmaya başladı. Ekonomik yaptırımlar ise ABD’nin baskısıyla daha etkin bir biçimde uygulanmaya başladı. Bu yaptırımlar en sonunda meyvelerini vermeye başladı. 2012 yılı ilkbaharında İran Riyali büyük bir devalüasyon yaşadı. Ülkede gıda ve petrol sıkıntısı çekilmeye başlandı.

Bu dönemde İran’ın uluslararası alanda özellikle Latin Amerika ülkeleriyle yakınlaşmaya başladığı görüldü. Batılı olmayan güçler olan Rusya ve Çin ile her zaman iyi ilişkileri olan İran’ın bu sefer Latin Amerikadaki Venezuella ve Brezilya olan ittifakları, Venezuella başkanı Hugo Chavez ile samimi bir ortamda gerçekleştirdiği görüşmeler ve 2012 yılında yapılan Bağlantısız Ülkeler Hareketi toplantıları ile İran, uluslararası camiada kendisine destek bulmaya çalıştı. Bu politika, Humeyni’nin “ne doğu, ne batı” düşüncesiyle uyumluydu.

Brezilya ve özellikle Venezuella ile yapılan ticari anlaşmalar ile ilişkiler sıklaştı. Birleşmiş Milletler toplantılarında İranı destekleyen sadece birkaç ülke kalmıştı, Brezilya ve Venezuella bu ülkeler arasındaydı.

Ana Sayfa

Sosyal Medya

910BeğenenlerBeğen
1,747TakipçilerTakip Et
189TakipçilerTakip Et
24,200AboneAbone Ol
- Reklam -

Kaçırmayın