Reklam
Ana Sayfa Blog Sayfa 8

Vekil Pazarı

0

Şiraz’ın en güzel ve belki de İran’ın en egzotik atmosferini sunan pazarı olan Vekil Pazarı’nı yaptıran Zend’li Kerim Han’ın amacı, Şiraz’ı bölgenin ticaret merkezine dönüştürmekti. Pazarı gezerken, İran’ın öteki pazarları gibi buranın da labirent benzeri yapısı içinde rastgele dolaşın, hangi yöne gittiğinizi düşünmeden yürüyün ve pazarın içinde kaybolun. Belki pazarın çıkış kapılarından biri sizi birdenbire Serai Mushir isimli bir kervansarayın bulunduğu yere çıkartır. Bu kervansaray, iki katlı ve iyi korunmuş haliyle sizi eski dönemlere götürebilir. Kervansarayın içindeki dükkanlardan hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

Siraz Sayfası

İrem Bağları

0

Bahçenin ve içindeki binanın yapılış tarihi 13. yüzyıla kadar gidiyor. Bu dönemde İlhanlılar veya yerel Kaşkayi kabile reisleri tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Daha sonraları çeşitli dönemlerde çeşitli ekler ve genişletmeler yapılmıştır.

Binanın dışındaki süslemeler ve tablolar Üstad Muhammed Hassan tarafından yapılmış. Duvarlardaki panellerde Şair Hafız‘ın beyitleri işlenmiş durumda. Zend ve Kacar dönemlerinde de bina onarım görüp düzenlenmiş. Binanın çevresindeki bahçe daha çok yeşillendirilmiş. Binanın şu anki durumunda bahçeye tamamen hakim bir salon ve aynalarla süslenmiş odalar gezilebilir.

Bahçedeki kameriyeler lavanta çiçekleriyle donatılmış. Gezinti yolları üstün bir estetik anlayışıyla ve geleneksel bahçe mimarisine uygun olarak yapılmış. Buradaki çok çeşitli bitkiler arasında en ünlüsü sadece Şiraz’da yetişen bir tür servi ağacı olan (Sarv-e Naaz) dır. Bu isim bizde Servinaz biçiminde kadın ismi olarak kullanılıyor.

İrem Bağları, İrandaki öteki 9 bahçe ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindedir.

Siraz Sayfası

Hafız’ın Türbesi

Fars dili ve edebiyatının büyük sanatçısı Hafız, 1324 – 1391 yılları arasında yaşamıştır. Hafız, hayatı boyunca kısa bir süre dışında Şiraz’dan dışarı çıkmamıştır. Şiirlerinde her zaman Şiraz’ın güzelliklerinden bahsetmiş ve ölümünde Şiraz’a gömülmek istemiştir. Hafız’ın gömüldüğü yer daha sonra türbeye çevrilmiş halk arasında burası “Hafıziye” olarak isimlendirilmiştir.

Hafız, eserlerinde Farsçayı öyle bir ustalıkla kullanmış ve öyle büyük eserler yaratmıştır ki, bunların başka bir dile tercüme edilmesi hemen hemen imkansız olmuştur. İranlılara göre her evde mutlaka bulunması gereken iki şey vardır. Kur’an-ı Kerim ve Hafız’ın bir kitabı. Bazıları bu sıralamayı tersine çevirip Hafız’ı birinci sıraya bile koyarlar. Hafız, İranlılar için bir halk kahramanı, bir pop yıldızı gibi sevilen ve saygı duyulan bir kişiliktir. Her İran’lı karşılaştığı sorunda Hafız’dan alıntı yaparak sözlerini desteklemeye çalışır.

Hafız’ın türbesi, geniş bir bahçe içinde iki havuzla süslü, huzurlu ama çok sayıda ziyaretçisi olduğu için pek de sakin olmayan bir yerdir. Hafız’ın mezar taşında şiirlerinden biri işlenmiştir. Bu taş, 1773 yılında Kerim Han tarafından buraya yerleştirilmiştir. 1935 yılında türbenin üzerine bir kubbe yapılmıştır. Bu kubbe, sekiz sütün üzerinde çini işlemelidir ve derviş sarığını sembolize eder.

Hafızın temsili resmi

Bahçenin bir köşesine oturup ziyarete gelenleri izleyin, çok ilginç sahneler göreceğiniz kesin. Birçok kişinin ellerinde Hafız’ın fal kitabı olan “Faal-e Hafiz” ile dolaştığını ve türbenin ruhaniyeti altında açtıkları fallarla gelecekte neler olacağını bulmaya çalıştıklarını göreceksiniz. İranlılar, Hafız’ın şiirlerinin bulunduğu fal kitabından rastgele bir sayfa seçerek orada yazılanların kendi gelecekleri hakkında işaretler taşıdığına inanırlar.

Akşam olup güneş batarken türbe aydınlatılır ve hoparlörlerden kısık bir sesle okunan Hafız’ın şiirleri duyulur.

Siraz Sayfası

Şah-e Çerağ

0

Şiiliğin önemli isimlerinden ve 12 imamdan biri olan İmam Riza’nin öz kardeşi Seyid Emir Ahmed 835 yılında Şiraz’da düşmanları tarafından öldürülmüş. 14. Yüzyılda O’nun anısına mezarının bulunduğu yerde bu türbe yapılmış. Şii’liğin en önemli ziyaret yerlerinden biri olan bu türbe, gerçekten çok güzel dekore edilmiş.

İsmi “Işıklarin Şahı” olarak çevrilebilen bu türbenin iç duvarları milyonlarca küçük ayna ile mozayik şeklinde işlenmiş. Küçücük bir ışık kaynağının bile milyonlarca ayna üzerinde değişik şekillerde yansıması, mozolenin gümüşten korumalarının parıltıları, türbenin çeşitli yerlerinden gelen yeşil ve sarı ışıkların beyaz ışıkla karışıp yansımaları, sürekli ziyaretçi akını, birçok kişinin burada namaza durması veya açıkça ağlaması, yarı karanlık ortamdaki mistik atmosferi aşırı derecede yoğunlaştırıyor. Dini inancınız ne olursa olsun, türbenin içine girdiğinizde ister istemez bir huşu, hüzün, ihtişam, eziklik ve hayranlık gibi karışık duygular hissedebilirsiniz.

Türbe binasının önündeki geniş bahçede bir süre oturarak etrafı seyredin. Ana binanın altın kaplı kubbesi; duvarlardaki eşsiz mavi çiniler ve mozayikler; İran’ın her yerinden gelmiş ziyaretçileri, genelde siyah çarşaf giymiş kadınların oradan oraya koşuşturmalarını ve kadın erkek birçok ziyaretçinin içeriden ağlayarak çıkmalarını seyrederek burada uzun süre kalabilirsiniz.

Şah Cerağ avludan görünüm.

Türbeye giriş ücretsiz. Erkekler ve kadınlar ayrı kapılardan giriyor ve birbirinden tamamen ayrı mekanlarda ziyaretlerini yapıyor. Ancak, mozolenin her iki yanında da uygun bölümler hazırlanarak her iki grubun da mozoleden eşit miktarda faydalanması sağlanmış. Kadın ziyaretçilerin “çadoor” denilen siyah çarşaf giymeleri şart. Çarşafı olmayanlara girişteki bölümde emanet olarak veriliyor. Görevli bayanlar, nasıl giyileceğini ve yürürken, dolaşırken çadoorun nasıl kontrol altında tutulacağını öğretiyor.

Türbeye girerken ayakkabılarınızı çıkarıp emanete bırakmalısınız.

Türbede fotoğraf çekmek yasak. Fotoğraf makinalarınızı türbe girişindeki resmi emanet yerine bırakmalısınız. Cep telefonu ile fotoğraf çekmek ise serbest.

Siraz Sayfası

Bitki Örtüsü

Yurt
Erdebil

Geniş çöl alanlarının varlığına ve yerleşim alanlarının aşırı genişlemesine rağmen İran’da 10 bin kadar az rastlanır (endemik) türden bitki ve çiçek bulunur. Elbruz Dağlarının kuzey yamaçları (2500 metreden sonrası) geniş yapraklı bitkilerin ormanıyla kaplıdır. Burada meşe, akçaağaç, çam ağacı ve karaağaç gibi ağaçlar bulunur. Zagros Dağlarının yüksek yerlerinde ise ardıç ağacı ve meşe türleri yoğundur.

Bitkileri koruma programının düzenlemiş olduğu İran Milli Flora Araştırma Bahçesi, İran’ın en büyük bitki araştırma merkezidir. Bu kurumun bahçesi halka açıktır ve Tahran ile Karaj isimli banliyo şehri arasındaki Peykanşehr kasabasındadır.

Milli parklarda bitki türlerini koruma konusunda çalışmalar yapılmaktadır.

Ana Sayfa

İklim

0
Erdebil
Dağlar

Batı İran

İranın batısında iklim, Türkiyenin doğu bölgesinin iklimine benzer. Kışları soğuk ve yağışlıdır. Kar yağışı ilkbaharın başlarına kadar devam eder.

Hazar Denizi
Hazar Denizine kıyısı olan Kuzey İranda yıllık ortalama yağış 1300 mm. civarındadır. Yıl boyunca bulutlarla kaplı olan bölge, yaz sıcaklarından böylece korunmuş olur. Gene de yazları bu bölgede yüksek nem oranı görülür. Kış aylarında burada ılık ve tatlı bir sonbahar havası yaşanır. En doğudan en Batıya kadar uzanan Zağros dağları Hazar Denizini iç bölgelerden tamamen ayıran bir duvar gibi yükselmiştir. Bu dağların güney yamacı kurak bir step yapısı ile kaplı iken kuzey yamacında tamamen yeşil bir bitki örtüsüne rastlanır. Burada yapılan tarım ile İran’ın çay, pirinç gibi temel ihtiyaç maddeleri sağlanır. Hazar Denizinden yapılan balıkçılık ayrıca buradaki halkın önemli bir geçim kaynağıdır.

Doğu İran
Doğu İranda da kışlar çok sert geçer. Sıcaklık sıfırın altına iner, ama yağış azdır. Yağış olduğunda kar, her yeri kaplar. Yazları ise çok sıcaktır. Buraya Mart ve Nisan aylarında bol yağış düşer.

Tahran şehri
Tahran, çok büyük bir şehirdir ve sırtını Elbruz dağlarına yaslamıştır. Bu iki nedenden dolayı burada aynı anda birkaç değişik iklimle birden karşılaşabilirsiniz. Yaz aylarında şehir kuru, sıcak ve boğucu iken yerel bir otobüsle bir kayak merkezine gidip kartopu oynayabilirsiniz. Kış dönemi ise oldukça soğuktur, geceleri dondurucudur. Şehre kar yağdığı dönemler de olur ama en geç Mart ayında kar yağışı biter. Tahran kelimesi Farsçada Teh = Sıcak, Ran = Yer anlamına gelir. Bütün bunların sonucunda şehirdeki evlerde hem doğalgazlı ısıtma sistemi ve hem de klimayla soğutma sistemi bir arada yer alır.

Orta İran
Orta bölgeler sıcaktır; ama güneye doğru gidildikçe bu sıcaklık daha da artar. Bu bölgede kışlar da soğuktur. Yıllık ortalama yağış 250 mmden fazla değildir.

Güney İran ve Basra Körfezi
Mayıs ayı başlarından ekim ortalarına kadar en az 50º C sıcaklık yaşanır. Nem oranı da çok yüksektir. Kasım ile mart ayları arasında bu bölge, bahar havası yaşar.

Hazar Denizi kıyısındaki Bender Anzali’den bir görünüm

Güneydoğu ve Orta İrandaki çöl bölgesi
İran’ın içinde iki büyük çöl yer almıştır: Deşt-i Kebir (Büyük Çöl) ve Deşt-i Lut (Lut Çölü). Bu çöller, kuzeydoğuda Meşhed ve Nişabur’dan başlayıp güneydoğuda Zahidan şehrine, Batıda İsfehan‘dan güneyde Bender Abbas şehrine kadar uzanmaktadır. Yezd, Kerman, Kum, Bam gibi bazı önemli yerleşim merkezleri tamamen çöl içinde kalmıştır.

Ana Sayfa

Alevilik

ETNİK TEMEL AÇISINDAN ALEVİLİK

Türkiye’deki bütün 12 İmamlı Gali Şiilere “Alevî” dendiği gibi İranda da etnik kökenleri ne olursa olsun bütün 12 İmamlı Gali Şiileri “Ehlihak” adı altında birleştirme eğilimi vardır. Biz sitemizde Türkiye’deki 12 İmamlılarla (Alevilikle) karıştırılmaması için Gali Şiilik veya Ehlihak inancı ismini kullanacağız.

12 İmamlı Gali Şiiliğin Türkî ve İranî kolları arasında çok belirgin olan farklar şunlardır:

– Türki (Azeri) kolda Hz. Ali merkezi bir rol oynuyorsa da İrani (Kürt, Lek, Guran vs.) kolda Hz. Ali çok sevildiği halde merkezi bir şahsiyet değildir.

– Türki kol Panteizm, Vahdet-i Vücut, Hurufilik, Ahilik gibi felsefeleri sentezleyebilmiş ve önemli bir literatür geliştirebilmiştir (Nesimî, Şah İsmail, Fuzulî gibi). İrani kol ise daha çok dervişlik, mistik düşünceler ve tasavvuf tarikatları düzeyinde kalmış ve dinî – ebedî konularda fazlaca eser yaratamamıştır.

– Türki kol, tarih boyunca sosyal başkaldırıların ve demokratik hareketlerin önderi olmuştur (Hurremîlik, Hurufîlik, Kızılbaşlık vs. gibi). Zamanla Karakoyunlu, Safevi ve bir ölçüde Afşar, Kacar Devletlerini kurarak devlet geleneğine ulaşmıştır. İrani kol ise dervişlik ve sofuluk düşüncelerini ancak yerel düzeyde sürdürebilmiştir.

– “Kadına bakış” açısından Türki kolda kadın – erkek hemen hemen aynı eşit statüye sahiptir, kadınlar dinî törenlere katılabilir, türban takmaz, çok eşlilik yoktur. İrani kolda ise kadınlar dinî törenlere giremez, türban takmak zorundadır ve çok eşlilik vardır.

İmamilerin Ehlihak inancına karşı davranışları :

Ilımlı Şiiler (Caferîler ve Zeydîler), Alevi ve İsmailîleri Şii olarak kabul etmezler. Fakat Aleviler kendilerini Caferî sayarlar. Bunun nedeni şudur : Kızılbaşlar Ramazan ayında oruç tutmaz, sadece Muharrem ayının ilk 12 günü oruç tutarlar. Bunu da Sunniler gibi değil Caferiler gibi tutarlar. Namazları da 5 vakit değil, Caferîler gibi 3 vakittir.

Azeri – Safevi sultan Şah Abbas döneminde Kızılbaşlara büyük darbe indirilmişti. Hükümet, sofuları başkent olan İsfehandan sürdü, ve zikir halkalarını yasakladı. Hatta tasavvufun izlerini silmek için halkın “yahu” demesini bile yasakladı. (“Yahu” = “ya hu” tasavvufta “ben” “im” demektir ve “ben Allah’ım” deyişiyle aynı anlama gelmektedir.) O dönemden sonra dini yapı Kızılbaşlığın aleyhine ve Caferîliğin lehine değişim göstermiştir. 17. yüzyılda bütün Azeriler Kızılbaş – Bektaşi inancına sahipken bu oranın günümüzde % 10 – 20’lere düştüğü sanılmaktadır.

16. yüzyılda Kızılbaş soyluları Safevi devletine hakim durumdaydı. Şah İsmail’in iktidara gelmesine yardımcı olan 32 Kızılbaş aşireti devlette egemen soylular durumundaydı. Ancak daha sonra gelen Azeri sultan Şah Abbas, bu egemenliği kırmak için başka bir aşiret grubu olan “Şahseven”ler birliğini oluşturdu. Şah’ın isteği üzerine Anadolu’dan birçok Alevi, Kızılbaş zannettikleri Şah’a ulaşmak için İran’a göç etmişti.

“Açılsın kapılar Şah’a gidelim
Yıkılsın zindanlar Şah’a gidelim”

deyişi bundandır.

Günümüzde Şahsevenler, Kızılbaşlığı devam ettiren ender Azeri boylarındandır.

Ana Sayfa

Zerdüştlük

Zerdüşt isimli bir peygamber tarafından oluşturulmuş bir dindir. Tamamen bir yanlış anlama nedeniyle “Ateşe Tapanlar” olarak isimlendirilmişlerdir. İran’da Zerdüştlere “Zartosht” ve “Mecusi” ismi verilmektedir.

Zerdüşt peygamberin temsili resmi

M.Ö. 683 yılında Zerdüşt peygamber doğduğunda henuz iki yaşındayken başka din adamları onun büyüyü yok edeceğine inanıp bir ateş tapınağına götürür ve orada terk ederler. Daha sonra çocuğun ateşle oynadığını görüp şaşırırlar. Zerdüşt, 7 yaşında dini eğitim almaya başlar ve sonra gezgin bir derviş olarak köy köy dolaşmaya çıkar. Dünyadan kötülüğü yok etme yolunda aradığı bilgiyi bulabilmek için Sabelan Dağına tırmanır ve burada Tanrı Ahura Mazda’yı görür. Tanrı ona Avesta isimli bilgelik öğretilerini aktarır. Bu öğretilere göre evrende iyilik ve kötülük olarak iki büyük güç vardır. Ahura Mazda, her zaman iyilikle beraberdir. İnsanoğlu bu iki güçten hangisini seçerse bu, onun kaderi olacaktır.

Avesta öğretilerini bir araya topladığı kutsal kitap, Pehlevi (Eski Farsça) dilinde yazılmıştır. Avesta, kelime olarak “hikmet” ve “bilgi“ demektir. Kitabın ilk bölümünde doğrudan doğruya Zerdüşt’ten geldiğine inanılan ilahiler vardır.

Ahura Mazda alemin tanrısı idi. Alemdeki maddi ve manevi nizamı yaratan, tabiat kanunlarını koyan, Ahura Mazda’dır. Kötülüklerin kaynağı ise Ehrimen’dir. Ahura Mazda önce manevi bir varlık olarak kabul edilirken sonraları, ateşle birlikte var olan yaratılmamış bir ışık olarak düşünüldü ve böylece bir ateş kültü gelişti (Mecusilik). Zerdüşt’e göre bir tarafta sağduyu, iyilik ve aydınlıktan oluşan “Aşa” (alem nizamı), öteki tarafta da suç, kötülük ve karanlığı içinde bulunduran “Drug” (yalan, anarşi ve fesat) vardır. İnsanın iyilik tarafını seçmesi gerekir. Bu seçim, öteki dünyada sonuç verecektir.

Zerdüştlerin İran dışındaki ülkelerdeki ismi “Parsîler”dir. Bu isim, aynı zamanda Hindistan’da Mumbai şehrinde yaşayan Zerdüşti topluluğa verilmiştir. Parsîler, 8. yy’dan itibaren Hindistan’a göç etmiş olan İranlı Zerdüştlerdir. İran’da kalıp inançlarını devam ettirenler de olmuştur. Bunlara “Ceberler” (Geber’ler) denir. Parsîler, Hindistan’da ticarette çok başarılı oldular ve maddi refaha kavuştular. Günümüz Hindistan’ında büyük sanayicilerden biri olan J. K Tata ve Tata ailesi aslen İran’lı ve Zerdüşttür.

Hindistandaki Parsilerin giyim tarzı

Zerdüştler, ölülerini şehirden uzak ölü kulelerine (sessizlik kuleleri) bırakırlar. Kuleler, 10 – 15 metre yükseklikte, silindirik yapılardır. Terasında çıplak ölüler sıra halinde yatırılır. Yırtıcı kuşlar ve akbabalar ölülerin etlerini gagalar ve yerler. Kalan kemikler, kulenin içinde depolanır. Böylece ölülerin toprağı kirletmediğine inanılır. Hindistan’daki Parsî toplulukları bu geleneği yakın zamana kadar devam ettirdiler. İran’da ise buna izin verilmemektedir. İran’daki Zerdüştler, ölülerini mezarlara gömmektedir.

Dakhme – Sessizlik Kulesi. Sağ tarafta ve ortada iki kule, sağda su deposu- Ab Anbar

Günümüzdeki Zerdüştlük, monoteist karakterlidir. Dinin temeli Tanrı’nın sembolü olan ateştir. Zerdüşt tapınaklarına Parsî olmayanlar alınmaz. Ateşin temizliğini korumak için günde beş defa temizleme ayinleri yapılır. Bu ayinler, rahiplerin nezaretinde yürütülür ve bu sırada Avesta’dan ilahiler okunur. Ayinlerde bulunan herkesin ağzı, beyaz maskelerle kapatılır, böylece ateşin nefes ile kirletilmesi önlenmiş olur.

Zerdüştler günümüzde “Dünya Zerdüştler Birliği” adı altında örgütlenmiştir. Hindistan, ABD, Pakistan, İngiltere, Kanada gibi ülkelerde örgütlenmeleri vardır. Bu ülkelerde Zerdüşt Tapınakları da mevcuttur. Günümüzde Zerdüştlerin sayısının 200 bin kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bunun 40 bin kadarı İran’da ve 100 bin kadarı Hindistan’da yaşamaktadır. Geriye kalanın büyük bölümü İngiltere, ABD, Pakistan, Kanada’dadır.

Nevruz kutlamaları, Nevruz’da ateşin üstünden atlama törenleri ve Şeb-i Yelda bayramları Zerdüştlük dininin günümüze kadar yansıyan uygulamalarıdır.

Zerdüştlerin yoğun olarak bulunduğu Yezd şehrinde bile dini ibadetlerini yaparken baskı altında kaldıkları söylenmektedir. Zerdüşt dini günümüz İran’ında Anayasa tarafından tanınmıştır ve Zerdüştler başka dini azınlıklar gibi ayrı sandıklarda oy kullanır.

Dünya Zerdüşt toplumunun çok tanınmış kişilikleri de vardır. Bunlar arasında Queen isimli Rock müziği topluluğunun solisti (şimdi yaşamayan) Freddie Mercury ve Hint asıllı ünlü orkestra şefi Zubin Mehta sayılabilir.

Akamenidler döneminde (M.Ö 464 – 331) Zerdüştlük, devletin resmi dini olarak kabul edilmiştir. İranlı Partlar da Zerdüştlük dininin yayılmasında çok büyük rol oynamışlardır. M.S. 226 yılında Sasani devletinin kurulmasıyla diğer inançlara karşı (Musevilik, Budistlik, Brahmin inancı, Hıristiyanlık ve Mani Dini gibi) baskılar uygulanmaya başlanmıştır. Bu dönemde devlet ile din kurumu arasında çok güçlü bağlar kurulmuş, din adamları, devletin bütün işlerinde belirleyici olmaya başlamıştır. İran coğrafyasında gelenekselleşen din-devlet içiçeliğinin temelleri belki de bu dönemde atılmıştır. Dini eğitim, bu dönemde standartlaşmış, dini ilkeler net olarak belirlenmiş ve bu ilkelerin dışındaki düşünce ve inanışlar yok edilmeye çalışılmıştır.

Zerdüştlerin sembolü Kuş Adam

Ana Sayfa

Şiilik

“Şii” sözcüğü anlam olarak “taraftar” demektir. Şia ise “taraftarlık” anlamına gelir. Muaviye tarafındaki topluluğun karşısında Hz. Ali taraftarları için kullanılan bu sözcük, kısa zamanda bu mezhebin ismi olmuştur. Türkçede “Şii” olarak bilinen bu terim, yabancı dillerde ve özellikle İngilizcede “Şia” şeklinde söylenmektedir.

Müslümanlık içindeki bu en önemli ayrılık Hz. Muhammedin vefatından sonra kimin “halife” ya da “imam” olacağı üzerine ortaya çıkmıştır. Burada sözü edilen imam; “lider, başkan” anlamındadır. Şiilikte “imam”, toplumu ve devleti yönettiği gibi müslümanların da dini lideridir ve en iyi Kuran-ı Kerim tefsirlerini de onun yaptığına inanılır.

Şiiler, Kuran-ı Kerim’den bazı ayetlerde İmamlara inanmayı emreden bölümler bularak düşüncelerine dayanak da sağlamışlardır.

Şiilere göre Hz. Peygamberin halefinin belirlenmesi konusu, peygamberin “Hz.Ali’yi” kendi yerine bizzat tayin etmesiyle netleşmiştir. Geleneğe göre her imam, kendisinden sonraki imamı belirler. Sunnilere göre Hz. Peygamber ve Kur’an bir halife tayin ETMEMİŞTİR. Halifenin, ‘imam’ın ya da devlet başkanının nasıl seçileceğini topluma bırakmıştır.

İran’ın her yerinde Hz. Ali posteri bulunur.

Şiilere göre ise Allah ve Peygamber tarafından tayin edilen ilk ımam, Hz. Ali’dir ve onun soyundan 11 imam daha gelmiştir. Bu imamlar : Hz Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammed Bakır, Cafer Sadık, Musa Kazım, Ali Rıza, Muhammed et-Taki, Ali en-Naki, Hasan Askeri ve onikinci imam olarak da Muhammed el-Mehdi.

Safevi sultanı Azeri kökenli Şah İsmail, yedinci imam olan Musa Kazım’ın soyundan geldiğini iddia etmiştir.

Aşağıdaki tabloda 12 imamın isimleri, doğum ve ölüm tarihleri ve defnedildikleri yerler verilmiştir. 12. İmam olan Muhammed el-Mehdî, şu anda gaybtadır, yani görünmezdir ve bilinmeyen bir tarihte Mehdî olarak gelecek ve zulümleri kaldırıp, adaleti kuracaktır.

Şii’lerin gözünde oniki İmamın sözleri ve davranışları Peygamberinkiler kadar değerlidir. Oniki İmam, Allah tarafından vahiy alır, günah işlemez ve yanılmaz. Böylece Şiilik’te İmam’lık bir iman konusu haline gelmiştir. Şiiler, iman’ın şartları arasına 12 imama inanmayı da eklemişlerdir.

İmamlık sadece ruhanî veya dünyevî bir makam değildir ve imama uyulması Allah’ın emridir. İmamların buyrukları Allahın emri; yasakları da Allah’ın yasaklarıdır. Şiilikte dini ve siyasi otorite birbirinden ayrılmaz. Bu durumda “Oniki İmam” ve “Mehdi”nin yeryüzündeki vekili en üst düzey Şii uleması, diğer adıyla “Ayetullah” tır. Ayetullah makamındaki bir kişinin sözü, Allah’ın ayeti kadar güvenilir ve sağlamdır.

Şiilikte din adamları zamanla çok büyük güç kazanmıştır. Tarih boyunca imamların gücü ile devlet adamlarının gücü karşı karşıya gelmiş durumdadır. Şiiler tarih boyunca devlet kurumunun ve siyasi iktidarın, İmamlardan gasp edildiğini iddia ettiler. Bu durum, en sonunda İran İslam Devriminde, siyasi iktidarla dini yönetimin tek elde toplanmasıyla çözüme ulaşmış oldu.

Sosyal yapı olarak da Şiilik, öteki mezheplerden çok farklıdır. Örneğin Şiilikte zekât, ulema tarafından toplanır ve ulemalar eliyle dağıtılır. Başka mezheplerde ise zekâtı ya devlet toplar ya da zekat veren doğrudan doğruya istediği kişiye verir. Şiiliğin bu özelliği ile ulema, müthiş bir sosyal güç kazanmıştır. Bu geleneğin tarih boyunca gelişmesiyle devlet giderek zayıflamış, vergi bile toplayamaz hale gelmiştir. Ulema ise vakıflar aracılığıyla siyasi otoriteden bağımsız kalabilmiş ve büyük bir ekonomik güç haline gelmiştir.

Şii’ler namaz kılarken alınlarını mutlaka taşa koyarlar. Camilerde halı da kaplı olsa hazır bulundurulan bu taşları kullanırlar. Bu taşa kazılı olan şekil ve dualar alınlarına çıkar.

Ana Sayfa

Şeyh Lütfullah Camii

Meydanın doğu köşesinde bulunan bu mescidi Safevi Sultanı Şah Abbas, Lübnanlı İslam alimi ve kayınpederi Şeyh Lütfullah için yaptırmıştır. İlk yapıldığında mescid olarak değil dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacı güdüldüğünden minareleri yoktu. Burada İmam Mescidinden daha güzel fakat daha sade bir estetik yapı görülür.

Lütfullah kubbe
Şeyh Lütfullah mescidi kubbesi iç yapısı

İsfehan Sayfası

Sosyal Medya

910BeğenenlerBeğen
1,747TakipçilerTakip Et
189TakipçilerTakip Et
24,200AboneAbone Ol
- Reklam -

Kaçırmayın