Reklam
Ana Sayfa Blog Sayfa 7

Tebriz Bazaar

0

İstanbul’daki kapalıçarışının daha egzotik, daha yerel ve daha kalabalık bir şekli Tebriz Bazaar’dır. İrandaki benzerlerinden çok farkı yoktur. Ama batılılar için (belki de biz Türkler için bile) çok egzotik bir havası vardır. Bu çarşının labirent gibi yollarında kendinizi kaybedin, herhangi sokağa sapıp gezin. Yorulduğunuzda önünüze mutlaka bir çayhane çıkacaktır. Burada iran Çayı içerek dinlenin, etrafınızdaki kişilerle Türkçe olarak sohbet edebilirsiniz.

Kapalı çarşıda neler mi satılır? Neler satılmaz ki? Her türlü ev eşyası, kuruyemişler, antika eşyalar, cam eşyalar, elektronik malzemeler vb… En güzeli hangisidir biliyor musunuz? Hiç kuşkusuz iran halıları. Kapalıçarşının önemli bir bölümü Halı ticaretinin yapıldığı yere ayrılmıştır. Halıcıların bulunduğu bu bölgede dünyaca ünlü, eşsiz Tebriz İpek Halılarını görebilirsiniz.

Tebriz Sayfası

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki yerler

ziggurat
unesco

Chogha Zembil Zigguratı – Canlandırma

Chog­ha Zem­bil (1979)

MÖ. 7. yüz­yı­la ait bir Elam dö­ne­mi ese­ri­dir. O dö­nem­lerde, bu tip basamaklı ve kule bi­çi­min­de­ki ta­pı­nak­la­ra ge­nel ola­rak Zig­gu­rat de­ni­lir­di. Chog­ha Zem­bil Zig­gu­rat’ı Ah­vaz ken­ti­ne 80 km, Su­şa ken­tine 30 km ka­dar uzak­lık­ta­dır.


İmam Meydanı (1979)

Dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenmektedir. Bu meydan, şehrin merkezi sayılır. Şehir planlamacılığının en güzel örneklerinden birisi olan İmam Meydanı’nın uzunluğu 500 metre ve eni 160 metre kadardır. Meydanın çevresi kemerli yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekân oluşturulmuştur.


Per­se­po­lis (1979)

Aka­me­nid dö­ne­mi­nin en önem­li yapısıdır. Şi­raz’a 40 km. uzak­lık­ta­ki bu şeh­rin ka­lın­tı­la­rı çok iyi ko­run­muş du­rum­da­dır. Akamenid kralı 1. Darius tarafından M. Ö. 518 yılında kurulmaya başladı. Tam olarak bitirilemedi. Yapı tarzı olarak Mezopotamya etkisini taşır. Sadece bir Kraliyet sarayı olmaktan çok tören alanı kompleksi olarak yapılmıştı.


Taht-ı Süleyman (2003)

Zencan yakınlarında yüksek bir dağın tepesindeki bu yer, Süleyman Peygamber’e atfedilmiş. Esasen eski bir Zerdüşt tapınağından kalmış olan anıtsal yapılar bütünüdür.


Bam şehri ve kültürel alanı (2007)

Dünyanın en eski toprak kalesidir. 2003 yılındaki depremden büyük zarar görmüş olmasına rağmen halen gezginlerin ilgisini çekmeye devam ediyor.


Pasargad (2004)

Pasargad’da Kurus ve eşinin mezarı. Fotoğrafta : Zafer Bozkaya.

Pasargad antik kenti Akamenid dönemi krallarından 2. Kurus tarafından yaptırılmıştır. Komplekste saraylar, bahçeler, anıtsal yapılarla bulunur. Ayrıca 2. Kurus’un mezarı da buradadır. Günümüzde antik kentin büyük kısmı tahrip edilmiş durumdadır.


Sul­ta­ni­ye Kümbeti (2005)

Zen­can ya­kın­la­rın­da­ki bu ün­lü ya­pı İlhanlı Hükümdarı Olcaytu için yapılmıştır. 48 metrelik yüksekliği ile dünyanın en yüksek tuğla kubbeli yapısıdır.


 


Bisütun (2006)

Bisütun, Kermanşah eyaletinde tarihi bir ticaret yolu üzerinde yer alır. M.S. 521 yılından kalma bu eser, Akamenid kralı 1. Dariusu bir Zerdüşt törenindeki sahnede gösterir. Burada 1. Darius Pers tahtını fethettiğinde yapılmıştır. Bu yazıt çok dilli bir yazıttır. Bunlar: Elam dili, Babil Dili ve Eski Farsçadır. Dev boyuttaki bu eser yüksekçe bir tepenin orjinal duvarı üzerine kabartma olarak yapılmıştır.


Ermeni Manastırları (2008)

Ülkenin kuzey batısında bulunan 3 Ermeni Manastırı, orjinal oldukları ve Bizans – Ortodoks – İran mimari birleşimini sağladığı için listeye alınmış. Ermeni manastırları 7. yüzyıldan itibaren bölgede görülmeye başlanmıştır. Buradaki 3 önemli manastır olan Aziz Tadeuzs, Aziz Stefan ve Zorzor Şapeli Dünya Kültür mirası listesine alınmıştır. Eserlerin dekorasyonu Ermeni geleneksel mimari tarzı ile birlikte Bizans, Ortodoks ve Fars geleneklerinin etkileşimlerini yansıtır.


Şustar Tarihi Hidrolik Sistemi (2009)

5. yy.da 1. Darius tarafından yapılmış ve iki ayrı su kaynağını kanal ve tünel sistemleriyle şehire getiren ve çok ilginç bir mühendislikle su değirmenini çalıştıran sistem. Suyun akışı hidrolik sistemle yapılmış ve günümüzde de çalışır durumdadır.


Şeyh Safiyuddin Erdebili Türbesi (2010)

Safevi devletinin temelini oluşturan ve Safevi inancının kurucusu Şeyh Safiyuddin’in türbesi Erdebil kentindedir. Türbede ayrıca Şah İsmailin mozolesi de yer alır. Buradaki müzede altın kaplama duvarlar, 16. yüzyıldan kalma eserler görülebilir. Allah-Allah kulesi isimli türbenin dışı çok güzel işlenmiş çinilerle kaplıdır.


Tebriz Bazaar (2010)

Kapalı Çarşı, Tebriz şehrinin tarihinde çok önemli bir yer tutar. İpek Yolu’nun geçtiği çok önemli bir ticaret merkezidir. Kapalı çarşının labirent benzeri yolları içiçe geçmiş bir kent gibidir ve pekçok bölümü vardır. 13. yüzyılda yapıldığında çok ünlüydü, Tebriz şehrinin başkent ünvanını kaybetmesinden sonra bile ticari önemini korudu.


Fars Bahçeleri (2011)

İranda 9 değişik yerde bulunan bahçelerin ortak özellikleri su kullanımı, geometrik mükemmellikleri, dinlenme köşkleri ve sembolik yapılar olmalarıdır. Özel bir sistemle su, uzun bir yatakta akıtılarak getirilir. Bu bahçeler “cennet bahçeleri” anlamına gelen Pardis ismiyle anılır, ki bu isim İngilizceye Paradise olarak geçmiştir.

Bu bahçeler :
1. Pasargad’taki antik bahçeler,
2. Şirazdaki İrem Bağları,
3. İsfehan‘daki Cehel Sütün çevresindeki bahçeler,
4. Kaşhan’daki Fin Bahçeleri,
5. Behşehr’deki Abbas Abad bahçeleri,
6. Mahan’daki Şehzade Bahçeleri,
7. Yezd‘deki Devlet Abad bahçeleri,
8. Mebriz’deki Pehlivanpur Bahçeleri,
9. Birjand’daki Ekberiye Bahçeleridir.


Güm­bed-i Ka­bus (2012)

Güm­bed şeh­ri­ne 93 km. ka­dar uzak­lık­tadır.­ 53 met­re yük­sek­li­ğin­de tuğ­la­dan ya­pıl­mış olan bu ku­le, as­lın­da Zi­ya­rid Ha­ne­da­nı’nın li­der­le­rin­den bi­ri olan Kâ­bus’un tür­be­si­dir. Gorgan kentinin sembolü olan bu eser 1006 yılında Kabus İbn-i Vosmgir tarafından yapılımış ve tepesindeki konik biçimiyle eşsizdir.


 

Ja­mi Mos­qu­e-İsfehan (2012)

Türk­çe­ye ter­cü­me­si Ca­mi Ca­mi­si gi­bi ga­rip bir is­mi olan bu yer, İs­fe­ha­n’ın sem­bol ya­pı­la­rın­dan bi­ri­dir. İsfehan’daki en önemli eserlerden biridir. Yapımına bundan 1.200 yıl kadar önce 841 yılında başlanmış, zaman içinde burayı ele geçiren çeşitli güçler kendi sanat anlayışlarına göre ekler yapmışlardır. Toplam alanı 20 dönümü bulan büyük bir komplekstir. Özellikle bin yıllık mescidi ve harika renkleriyle çini kaplamaları eşsizdir.


Gü­lis­tan Sa­ra­yı (2013)

Tah­ran’da bu­lu­nan ve Ka­car dö­ne­mi­ne ait olan bu sa­ray, şe­hir merkezinde bulunduğu için ge­zil­me­si ko­lay­dır. 1779 yılında yönetime gelen Kacarlar Tahran şehrini başkent yaptı. Bundan sonra da Tahran hep başkent kaldı. Geniş bahçenin içindeki havuzlar ve yeşillikler arasındaki saray binaları arasında Talar-e Almas ve Talar-e Selam isimli salonlarındaki işlemeler mükemmeldir.


Şehr-i Sokhta (Yanmış Şehir) (2014)

Pakistan sınırına yakın, çölün ortasında kalmış olan bu şehrin geçmişi M.Ö. 3 bin yılına kadar gidiyor. Buradaki kalıntılarda eski evler, sokaklar ve bir mezarlık görünüyor. M.Ö.2 bin yılı civarında terk edilmiş olduğu tahmin edilen bu yerdeki arkeolojik çalışmalardan çok önemli bulguların çıkacağı kesin. Anlam olarak “yanık şehir” demektir. Bam kalesi gibi çamur tuğlalar ile yapılmıştır, ama yapım tarihi M.Ö. 3.200 yılına kadar gider. Şehirde anıtlar, evler ve ticaret için ayrılmış mekanlarla birlikte mezarlar da vardı. Bronz çağına ait bu yerde çöl sıcağı nedeniyle hiç bozulmamış bir heykelin bulunması bölgenin önemini artırmıştır.


Meymand Kültürel Bölgesi (2015)

Kerman yakınlarında kayaların içine yontulmuş evleri ile tanınır. Bu yerleşimin 12 bin yıl önceden geldiği söyleniyor. Meymand göçebeleri doğanın şartlarına tamamen bağlı yaşantıları ve gelenekleri ile bu listeye girmiştir. Meymand, İran’ın merkez dağlarının güney ucunda izole olarak kalmış bir bölgedir. Burada yaşayan halkın son derece doğal tarzını devam ettirmesi çok ilginçtir ve bu nedenle Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır. Bu insanlar yarı göçebedir. İlkbahar ve sonbaharda hayvanlarını dağlara götürür. Kışları daha alçak yerlerde bulunan çöl bölgesindeki mağaralarına çekilirler. Yaşam tarzları, geçmişte bu tür yaşamın çok daha geniş bir bölgede geçerli olduğunu gösteriyor.


Suşa (2015)

M.Ö. 3. bin yılından kalan eski bir Elam yerleşimidir. Sonraları Akamenid ve Sasani dönemlerinde başkent oldu. Burada bulunan eski kale ve Daniel’in türbesi ilginçtir. Akamenidler döneminden kalmış olan tarihi eserlerin bulunduğu bu yer gerçekten ilginçtir. Bu bölgeye yerleşim M.Ö. 5. yüzyılda başlayıp 13. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu dönemlerde burada Elami, Fars ve Part uygarlığının eserleri yer almıştır.Yapılan kazılarda birbirine geçmiş pek çok arkeolojik bulgu keşfedilmiş, bunlar arasında yönetim yerleri, yaşam alanları ve saraylar yer almıştır.


Lut Çölü (2016)

Doğal Miras Listesinde olan bu çöl, üzerinde hiçbir hayat barındırmaması ve dayanması zor coğrafi koşulları nedeniyle dikkati çekmektedir.


Qanat Sistemi (2016)

Yezd ve civarında bulunan bu su taşıma sistemi yüzlerce kilometre uzaklıkta ve yer altında bulunan su kaynaklarını hiçbir enerji kullanmadan ve en az kayıpla şehirlere getiren bir mühendislik harikasıdır.


Yezd Tarihi şehri (2017)

Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisi olan bu çöl şehrinin Old City bölümü bütünüyle Dünya Kültür Mirası kapsamına alınmıştır.


Ana Sayfa

İmam Meydanı

0
emam meydanı

İmam Meydanı’nın dünyanın en büyük meydanı olduğu söylenmektedir. Eski adı Meydan-ı Şah’tır. İsfehan’da görülecek birçok yere gitmek için buradan geçilir, bu nedenle bu meydan, şehrin merkezi sayılabilir.

Şehir planlamacılığının en güzel örneklerinden birisi olan bu meydanın boyu 500 metre ve eni 160 metre kadardır. Meydanın çevresi sütunlu yapılarla çevrilmiş ve ortasında geniş bir havuzu olan kapalı bir mekân oluşturulmuştur. Meydan-ı İmam, 1979 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Yerleri Listesine alınmıştır.

Meydanın çevresini oluşturan binada kapalı çarşı bulunur. Bu çarşıda özellikle zarif İsfehan sanatından örnekler bulabilirsiniz. Bunlar arasında minyatürler, mozaik denilen sedef kakma işleri ve Mine kaplama metal işler dikkati çeker.

Meydanı gezmenin en iyi zamanı öğleden sonra veya akşam üstüdür. Havuzun çevresindeki ışıkların akşamüstü yakılmasıyla meydanın atmosferi bir anda değişir ve tipik bir şark gecesi ortamı oluşur.

İsfehan Sayfası

İmam Camii

Bir is­mi Ab­ba­si Ca­mi Mes­ci­di, bir baş­ka is­mi ise Mes­cid-i Şah olan bu ya­pı dün­ya­nın en in­ce iş­lemer­le bezen­miş bi­na­la­rın­dan bi­ri­sidir. Günümüzde ismi İmam Camii olarak değiştirilmiştir. Ya­pı­mı­na 1612 yı­lın­da baş­lan­mış ve 1638 yı­lın­da bi­ti­ril­miş­tir. Bin yıl­lık ca­mi mi­ma­ri­si ge­le­ne­ği­nin, taş oy­ma sa­na­tı­nın ve çi­ni­ci­li­ğin ge­tir­di­ği bi­ri­kim­le­rin so­nun­da, bu ya­pı eş­siz süs­le­me­le­riy­le dün­ya­nın sa­yı­lı eser­le­ri ara­sı­na gir­miş­tir. Ca­mi­’nin yü­zü­nün Mek­ke’ye dö­nük olması için mey­dan­la 45 de­re­ce­lik açı oluştura­cak biçimde in­şa edilmiş­tir. Meydanın kabe yönünde yapılmamış olmasının yarattığı hata bu şekilde düzeltilmiş oldu.

Gi­riş ka­pı­sı, mey­da­nın mi­ma­ri­si­nin bir yan­sı­ma­sı gi­bi dü­şü­nül­müş, bir ca­mi­den çok, zi­ya­ret­çi­le­re “Hoş­gel­din” di­yen yük­sek bir es­te­tik kay­gı­yı ve inceliği öne çı­karmış gi­bi­dir. Girişte bulunan tek parça taştan yapılı ve dev bir kase biçimindeki kapta her zaman su bulunuyor. Eski dönemlerde namazdan çıkanların içmesi için burada su veya şerbet bulundurulduğu anlatılıyor.

Safevi sultanı Şah Ab­bas, Şeyh Lüt­ful­lah Ca­mii­ni ken­di özel iba­de­ti için yap­tır­mış ol­sa da, İmam Ca­mi­i’nde iki adet dev med­re­se­yi hal­kın hiz­me­ti­ne sun­muş­tur.

Bi­na­nın için­de dört bö­lüm var­dır. Bun­lar­dan ilki ge­niş bir ve­ran­da­ya ko­num­lan­mış olan Gül­des­te’ye (mi­na­re) açı­lır.

Gü­ney bö­lü­mü, en bü­yük olan bö­lüm­dür ve üze­rin­de 38 met­re yük­sek­li­ğin­de de­va­sa bir küm­bet bu­lu­nan ge­niş na­maz bö­lü­mü­ne açı­lır. İmam Camiindeki mi­na­reler 42 m. yüksekliğindedir.

Küm­be­tin al­tın­da ses yan­sıtma oyun­la­rı de­ne­ye­bi­lir­si­niz. Her­han­gi bir yer­den çok al­çak ses­le bi­le ko­nuş­sa­nız ses sa­lo­nun her ye­rin­den ra­hat­lık­la işitilir. Kub­be­nin iç yü­zü ve du­var­la­rı ge­ne eş­siz iş­le­me­ler­ ve bezemelerle kap­lı­dır.

Bu­ra­da­ki çi­çek de­sen­le­ri al­tın yal­dız­lı, sa­rı ve be­yaz renk­li­dir. Bu renk­ler, ar­ka plan­da­ki tur­ku­vaz ma­vi­si­nin ko­yu de­se­ni ile tam bir uyum sağ­la­mış­tır.

Na­maz kı­lı­nan yer­de kub­be­nin tam al­tın­da du­run. Yer­de­ki taş­la­rda du­rmanız gereken yer belirlenmiştir. Bu­ra­da yük­sek ses­le konuşun, bir­çok fark­lı yer­den yankı gel­di­ği­ni du­ya­cak­sı­nız!

Ya­pı­lan bi­lim­sel araş­tır­ma­lar­da 49 fark­lı yer­den eko gel­di­ği tes­bit edil­miştir. İn­san ku­la­ğı bun­la­rın sa­de­ce 12 ta­ne­si­ni du­ya­bi­lir.

İşaretli olan yer, yedi değişik ölçüdeki taşlarla yapılmıştır. Burada durup yukarıya bakarsanız, kubbede 8 pencerenin bulunduğunu göreceksiniz. Bu durumun bir açıklaması şöyledir : “Yeryüzündeki 7 makamı aşmayı başaran kişi, gökyüzündeki 8 cennete ulaşır.”

İsfehan Sayfası

Ali Gapu Sarayı

Sa­fe­vi dö­ne­min­de İmam Mey­da­nı’na, kra­lın ih­ti­şa­mı­na uy­gun bir gi­riş ka­pı­sı ya­pıl­ma­sı dü­şü­nül­müş­tü. 17. yy. baş­la­rın­da bu­ra­da İran’ın ilk “gök­de­len”inin di­kil­me­si, di­ğer ya­pı­lar­dan da­ha yük­sek ol­ma­sı, adeta mey­da­na te­pe­den bak­ma­sı plan­lan­dı ve Ali Gapu Sarayı’nın yapılmasıyla bu ger­çek­leş­ti­ril­di.

Sa­ra­yın is­mi Türk­çe “Ali Ka­pı­sı” an­la­mı­na ge­li­yor, ancak Farsça’da Aalî yani yüce, büyük anlamında Yüce Kapı anlamında olduğu kesindir. Buranın kapısının Hz. Ali’nin türbesinin kapısı ile aynı olduğunu söyleyenler de var.

48 met­re yük­sek­lik­te­ki ya­pı­ya çift mer­di­ven­li gü­zel bir gi­riş­ten ula­şı­lı­yor. Ana ya­pı al­tı kat­lı ola­rak ya­pıl­mış. İkin­ci kat­tan tam kar­şı­da­ki Şeyh Lüt­ful­lah Ca­mii çok gü­zel gö­rü­nü­yor.

Beşinci kat­ta­ki sa­lon, 18 ah­şap sü­tun­la süs­len­miş. Bu salon, ikin­ci Şah Ab­bas ta­ra­fın­dan ye­ni­den de­ko­re edil­miş. Sü­tun­lar­da­ki in­ce ah­şap iş­çi­li­ği, ze­min­de­ki mer­me­rin te­miz­li­ği ve ay­na­lar­la süs­lü du­var­la­rı bu­ra­da bü­yük bir ih­ti­şamın ya­şan­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor. Burada bulunan havuz, serinletme amaçlı olarak kullanılıyormuş. Havuzdaki fıskiyeyi calıştırabilmek için giriş katındaki su deposundan havuza iki kişi el pompası ile su basarmış.

Al­tın­cı kat­ta­ki bü­yük­çe sa­lon, Şah’ın özel ça­lış­ma ye­ri ol­mak­la bir­lik­te ya­ban­cı ko­nuk­la­ra kon­ser­ler de ve­ril­di­ği için akus­tik ya­pı­sı ko­run­muş­tur.

Ali Qa­pu Sa­ra­yı’n­da­ki bir­çok tab­lo, mo­za­ik­lerle, kü­çük oda­lar­da, mer­di­ven­ler­de ve ko­ri­dor­lar­da­ki ta­ri­hi eser­ler özel­lik­le Ka­car dö­ne­min­de yağ­ma­lan­mış ve yok edil­miş­tir. Sa­ray, 1854’te Sa­fe­vi sultanı Şah Sul­tan Hü­se­yin za­ma­nın­da ona­rım gör­müş­tür. Şim­di gör­dü­ğü­müz fresk­le­rin bazıları Avrupalı sanatçılar tarafından yapılmış ve o dö­nem­de bu­ra­ya yer­leş­ti­ril­miş­tir. Bu çi­zim ve min­ya­tür­lerin bazıları mey­dan çev­re­sin­de­ki min­ya­tür sa­nat­çı­la­rı ta­ra­fın­dan kop­ya­la­na­rak ye­ni­den can­lan­dı­rıl­ma­ya ça­lı­şı­lı­yor.

İsfehan Sayfası

Persepolis

Siraz
iran

Büyük Pers İmparatorluğu’nun merkezi, Akamenidlerin tören merkezi olan Persepolis kenti (Yunancada Pers ülkesinin başşehri) Şiraz’ın 60 km. kadar dışındadır. İranlılar bu tarihi yere Farsçada Taht-ı Cemşid (Cemşid’in tahtı) ismini vermişler. Bu büyük yerleşim yerinin ancak gerçek bir İranlı kültüre ait olması gerektiğini düşünerek, mitolojik İran kahramanı olan Cemşid’in tahtı olması gerektiğine hükmetmişler !

Antik İran hakkındaki en önemli bilgiler, o dönemden kalan saraylar, sarayların salonları, hazine dairesi, gibi taş oyma sanatıyla yapılmış eserlerin üstlerindeki yazıtlardan elde ediliyor. Pers krallarının en büyüklerinden Birinci Darius ve ondan sonra gelen Ardeşir, Xerkes, Kurus gibi hükümdarlar bu geleneği sürdürerek büyük eserler yaratmışlardır. Persepolis’teki bu dev şehir-saray, Akamenid İmparatorlarının yazlık sarayı  ve tören alanı olarak yapılmış..

Persepolis’in Birinci Darius zamanında ve M.Ö. 521 yılında yapılmaya başlandığı ve 150 yıl süren çalışmalarla tamamlandığı tahmin ediliyor. Yapılan araştırmalarda o dönemin büyük uygarlıkları olan Suşa, Babil ve Ekbatan’daki şehir devletlerinden gelen resmi ziyaretçilerin şimdiki Nevruz ile aynı zamana rastlayan Noruz isimli dönemde, krala çeşitli hediyeler getirdikleri ve krala saygılarını sundukları biliniyor. Persepolisin tüm alanı 125 bin m2dir. Ana teras, 450 x 300 metre boyutlarındadır.

Persepolis girişi

Persepolis, uzun bir dönem “altın çağ” yaşadıktan sonra, MÖ. 330 yılında Makedonyalı Büyük İskender tarafından şehir ele geçirilip yakıp yıkılmıştır. İskender, Zerdüşt dinini yasaklamış, topladığı bütün Avesta kitaplarını yaktırmıştır.

Persepolis duvarlarında bir Zerdüşt sembolü

Persepolis antik kenti Kuh-i Rahmet (Rahmet Dağı) isimli bir tepeye arkasını yaslamış durumda kurulmuş. Kente giriş kapısı, merdivenli bir girişle “Gate of All Nations” (Tüm milletlerin giriş kapısı) na çıkıyor. Bu platformun altında bulunan su kanallarının uzunluğu yaklaşık 1.5 kilometre ve içinde bir insan yürüyecek kadar geniştir.

Kentin içindeki bütün binaların temelleri, sütunları ve pencerelerinin taştan yapılmış olduğu kesin. Çatılarının ahşap ve duvarlarının ise tuğla olduğu tahmin ediliyor. Ahşap düzeylerin yüzyıllara dayanamayacağı bir gerçek olduğundan, Büyük İskenderin yaptığı yıkım olmasaydı bile bu kentin günümüze kadar sağlam olarak ulaşması pek mümkün olmayacaktı.

Basamaklar / Merdivenler : Kentin en az zarar görmüş, sağlam ve özgün halde kalmış olan bu basamaklar, yedişer metre uzunlukta ve taştan oymadır. Her bir taş blok, oyularak üzerine beşer basamak yapılmış daha sonra bunlar yerleştirilerek 40 kadar basamak elde edilmiştir. Basamakların dizilişi L şeklindedir. Basamak yükseklikleri öyle iyi ayarlanmıştı ki önemli ziyaretçiler atlarıyla burayı rahatça tırmanabiliyorlardı. Merdivenlerin en üstüne çıkıldığında Tüm Milletlerin Kapısından geçmeden önce trompetçilerin bulunduğu avluya çıkılıyordu. Önemli ziyaretçilerin gelişi borular çalınarak buradan duyurulurdu.

Persepolis girişindeki sağlı sollu merdiven yapısı.

Tüm Milletler Kapısı : Bu kapı 1. Xerkes zamanında yapılmıştır ve büyük kütleli yapısıyla çok etkileyicidir. Kapıdan geçildiğinde dört ayrı yöne gidilebilir. Batı yönüne gidildiğinde ana saraya girilirdi. Bu girişin iki tarafına dev boyutlarda boğa heykelleri yerleştirilmişti. Boğa sembolü, o dönemlerde kralı ve kralın gücünü temsil ederdi. Dört yönden hangisine gidilirse gidilsin taş sütunlarla destekli koridorlarla karşılaşılırdı. Duvarları hurma dallarıyla süslenmiş olan bu koridorlardan biri 100 Sütunlu Salona gitmeden önce ziyaretçilerin bekletildiği yere açılırdı. Koridorların duvarları tuğla örülüydü, bu sayede Apadana Sarayını ve özel yaşam yerlerini önceden görmek mümkün olmazdı. Bu duvarların sadece alt kısımları günümüze kalabilmiştir.

Tüm milletler kapısı.

Apadana Sarayı : Güney kapısına doğru yaklaşırken Kral Darius’un halkı huzuruna kabul ettiği ve gümüş ve altın işlemeli süsleri olan Apadana Sarayına ulaşılır. Bu sarayın çatısı 36 sütunla desteklenmiştir ve 20 metre yüksekliğindedir. Bu sütunlardan 13 tanesi günümüze kadar gelebilmiştir fakat sütun başlıklarındaki boğa şekilleri yok olmuştur.

Apadana Sarayından geriye kalan sütunlar.

Apadana Merdivenleri : Bu merdivenlerin dayandığı paneller ve üzerlerindeki rölyefler (taş üzerine kabartma sanatı) çok iyi korunmuş durumdadır. Rölyeflerde dini içerikli semboller ve Yeni Yıl (Nevruz) kutlamaları anlatılmaktadır. Buradaki çivi yazılarında Elamca, Babilce ve Eski Farsça dilleri kullanılmıştır.

Bu merdivenleri üç bölümde incelemek gerekir. Kuzeydeki panel, Perslerin ve Medlerin saraya kabul edilmelerini gösterir. Güneydeki panelde başka çeşitli milletlerin saraya kabulleri resimlerle anlatılmıştır.

Apadana merdivenleri kabartmalarla süslüdür.

Ortadaki merdivenlerin kuzey ucundan tırmanmaya başlayın (Apadana sarayına yüzünüzü döndüğünüzde orta merdivenin sağ köşesinden) ve kuzeye doğru giden basamakları çıkmaya başlarken Nevruz kabulünün başladığı anı hayal edin. Kralı ziyarete gelen bütün gruplar, kraliyet muhafızları tarafından yönetiliyor.

Törene gelenleri muhafızlar koruyor.

O zamanlar, kraliyet muhafızlarının ölümsüz olduklarına inanılırdı, sayıları hiçbir zaman 10 binin altına inmezdi. Muhafızların arkasından üst sınıftaki kraliyet ailesi gelirdi. Bunların yanında iki ayrı alt sınıf bulunurdu. Bunlar Persler (tüy başlıklılar) ve Medler (yuvarlak takkeliler)di. Merdivenlerin güney ucunda ise Bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrikadan değişik milletlerin, devletlerin ve toplulukların temsilcileri ikişerli sıra halinde yukarı doğru yürürlerdi.

Törene gelenlerin rölyefleri duvarda

Her bir temsilci grubundan sonra sembolik Hayat Ağacı taşınırdı. İmparatorlukta yaşayan değişik milletlerin birbirinden farklı giyimleri, saç stilleri ve kültürleri bu sunum sırasında bir arada görülebilirdi.

Pers askeri ve hayat ağacı.

Kışlık Saray : Apadana’nın güneyindeki sarayın kazı çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. Darius’un Tachara’sı (Kışlık Sarayı) diye bilinen bu mekan, güney girişindeki 3 dilde hazırlanmış yazıtlara göre Apadana’dan 2 metre kadar yüksekte olacak şekilde inşa edilmişti. Persepoliste sadece bu binanın pencereleri ovanın güney bölümüne bakıyordu. Bu sarayın yapımına Darius başlamış ve Xerxes tarafından bitirilmiştir. Saraydaki sütunlar taştan değil ahşaptandı. Girişlerin ve pencerelerin ince işçiliği bugüne kadar gelebilen parçalarda açıkça görülmektedir.

Kışlık sarayın duvarı.

100 Sütunlu Saray : Persepoliste bulunan en büyük kalıntı burasıdır. 70 m x 70 m boyutlarındaki bu salona girmeden önce ziyaretçiler ana salonun karşısındaki dört sütunlu küçük salonda bekletilir ve 100 sütunlu saraya iki boğa heykelinin arasından girerlerdi. Giriş kapısında sıra sıra askerler beklerdi. Kral, tütsülerle çevrili bir durumda oturur, etrafında maiyeti ve hazineden sorumlu bakanıyla beklerdi. Kral hediyeleri getirenleri ödüllendirirken, Krala daha önce verilmiş olan dilekçeler de bu sırada cevaplandırılırdı. Bir sonraki delegasyon gelmeden önce getirilen hediyeler güney kapısından çıkartılarak hazineye götürülürdü. Delegeler / temsilciler geldikleri yollardan ülkelerine dönmeden önce kayıt bürosuna kaydedilirdi. Bu bilgileri içeren çivi yazılı 3.500 kadar kil tablet, günümüze kadar korunabilmiştir.

100 sütunlu saray fotoğrafta kırmızı işaretlenen yer.

Ardeşir’in mezarı : Persepolis’in hemen arkasındaki tepede 2. Ardeşir’in mezarı bulunur. Buradan şehrin görünüşü çok daha belirgindir. Kral ve eşinin defnedildiği taş mezarın üst kabartmasında, Kral ve Ahura Mazda resmedilmiş. Bulunduğu yüksek tepede taştan oyma yoluyla elde edilmiş bu pano-resim, 2 bin yıldan beri zamana meydan okurcasına orada duruyor. Dönemin Zerdüşt inancı buraları çoktan terketmiş ama bu inancı hala gururla temsil ediyor gibi.

II. Ardeşirin mezarı dağın içine oyularak yapılmış.

Nakş-ı Rüstem : Dört büyük Akamenid kralının mezarları, sağdan sola doğru; Xerkes, Büyük Darius, I. Ardeşir ve II. Darius’a aittir. Büyük Dairus’un mezarı diğerlerinden daha büyük ve daha iyi korunmuş durumdadır. Bu mezara doğru baktığınızda göreceğiniz doğan güneş sembolü, bağımsızlığı sembolize etmekte, ve yanında kutsal ateşin yandığı bir tapınak görülmektedir. Darius’un başının üzerinde koruyucu melek “Forovahar” havada asılı durmaktadır.

Nakşı- Rüstem’deki 3 kaya mezarı

Kraliyet tahtı iki sıralı dizilmiş toplam 14 kişi tarafından taşınmaktadır. Bunlar Akamenid imparatorluğunda yaşayan 14 değişik toplumu temsil ediyor. Her bir taşıyıcının üzerindeki çivi yazısında Bu bir Part, bu bir Sattagid… vs. şeklinde ait olduğu toplum yazılıdır. Girişin iki yanındaki yazıtlarda Babil ve Elam dillerinde Zerdüşt tanrısı Ahura Mazda’ya saygı ifade eden sözler yazılıdır. Bu mezarların aslında birer mağara oldukları ve çevreleri düzenlenerek kral mezarı haline getirildiği sanılmaktadır.

Naks-e Rustemdeki Zerdüşt Tapınağı olarak düşünülen yer.

İranlılar ulusal destanları olan Şahname’deki kahramanları Zaloğlu Rüstem’in bu kayalığı kendi gücüyle yonttuğunu düşündükleri için buraya Nakş-ı Rüstem ismini vermişlerdir.

Duvardaki rölyefler gerçekten çok büyük boyutlarda.

Nakş-ı Recep : Nakş-ı Rüstem bölgesine kadar gelmişken, buraya çok yakın, bir başka tarihi bölgeyi görmeden gitmeyin. Burası da Şiraz – İsfehan anayolu üzerinde, yolun birkaç yüz metre dışındadır. Nakş-ı Recep’te de Sasanilerden kalma 4 büyük taş oyma rölyef bulunur. Bunlar o dönemin Sasani kralları 1. Ardeşir ve Büyük Shapur’a aittir.

Pasargad : Akamenid imparatoru Kurus’un mezarı burasıdır. 2 bin yıldan fazla süre geçtiği halde sağlam kalabilmesi çok şaşırtıcı olan bir yapısı vardır. Mezarın yanında eski şehrin kalıntıları bulunur.

Pasargad’da Kurus ve eşinin mezarı.

Persepolis kurulana kadar, yani Kurus’un hükümdarlığı bitene kadar Pasargad, imparatorluğun askeri merkezi gibiydi. Pasargad kelime anlamı olarak “Perslerin Kampı” demektir.

Pasargad bölgesi ve saraydan kalanlar.

İlk saraydan kalan kalıntılarda öncelikle “Kabul Salonu” görülür. Girişteki ince ve tek başına kalmış sütundan bunu anlayabilirsiniz. Öbür sütunlar parçalanmış ve etrafa dağılmış durumdadır. Binanın kırık parçalarından birçoğu başka duvarlar yapılmak için kullanılmış durumda.

Biraz ileride Kurus dikilitaşı isminde bir taş sütun göreceksiniz. Bu sütunun üzerinde gene üç dilde çivi yazısıyla kazınmış “Akamenid Kralı Kurus” ibaresi görünür. Sütunun üzerindeki kabartma resimde dört kanatlı koruyucu cin, kafasında Mısırlı figürlere benzeyen bir süs bulunmaktadır.

Sarayın ana girişinde Ziyaretçiler Salonu ve Süleymanın Zindanı (Zendan-e Solomon) isimli bir tapınak yıkıntısı göreceksiniz. Biraz yüksekçe bir yere yapılmış olan taş platform, Süleyman’ın Annesinin Tahtı (Takht-e Madar-e Soleiman) olarak bilinir. Buradaki taştan iki alınlık eski tapınaktaki kutsal bölümde olduğunuzu gösteriyor. Buradaki yerel inanışa göre Pasargad kentinde yaşayanlar, Arap işgalciler bölgeye geldiklerinde buraya zarar vermemeleri için yıkıntıların gerçek Pers isimlerini değiştirerek ıslami inanışlara uygun isimler koymuşlardır.

Ziyaretçiler Sarayında ve Kurus’un Özel sarayındaki çivi yazılarında “Ben Kurus, Akamenid’lerin kralı” yazıları rahatça okunmaktadır.

Siraz Sayfası

İmam Rıza Türbesi

İmam Rıza Türbesi

Meşhed’in tarihi İmam Rıza’nın tarihiyle paraleldir. Abbasi Halifelerinin mirasçısı ve Oniki İmamdan sekizincisi olan İmam Rıza, 817 yılında yediği üzümlerden zehirlenerek burada ölmüş. Yaygın inanca göre bu zehirlenmeden Halife Me’mun ve onun düşmanca davranışları sorumludur. Bu küçük kente gömülen İmam Rıza’nın kabri çevresinde zamanla bir ziyaretgah ve türbe kurulmuş ve giderek burada (şehid anlamında) Meşhed şehri gelişmiştir.

İranlıların ve komşu devletlerde yaşayan başka Şii’lerin en önemli hac mekanı Meşhed’e her yıl 12 milyon ziyaretçi gelmektedir. İran dışında Yemen’li, Irak’lı, Hint’li ve Pakistan’lı Şii’ler de türbenin devamlı ziyaretçileri arasındadır.

Türbe çevresindeki binaların toplu ismi : “Harem-i Motahhar” (kutsal çevre yapısı) dır. Türbe ve çevresinin toplam alanı sürekli genişleyen ve çoğalan camilerle, minareler, avluları dolduran hacılar (ziyaretçiler), sayısız çinilerle ve altın süslü kubbeleriyle 75 hektar büyüklüğündedir.

Türbeye gelen ziyaretçilerin bu kutsal mekana gelip sadece birer Fatiha okuyup gittiklerini sanmayın. Geleneksel Şii inancına göre geçmişte din uğruna şehit olanların yasları tutulmalıdır. Önceleri Kerbela ile başlayan yas tutma aslında yılın 365 gününe yayılmış durumdadır. İran’ın tümünde ve özellikle Meşhed’de hep göreceğiniz siyah bayraklar, bu ülkenin yasta olduğunu gösterir. Türbeye gelen ziyaretçiler de şehitlerinin arkasından yas tutmak için kadın erkek birlikte ortalık yerde ağlamaya başlar.

Türbeye gelip ağlamadan çıkan bir Şii yoktur. Türbenin bahçesinde düzgün sıralar halinde bekleyen erkek ve kadınların toplu bir şekilde ağlayıp bağırmalarını ve göğüslerini yumruklayıp dizlerini dövdüklerini uzun süre unutamayacaksınız.
Meşhed’deki ımam Rıza türbesini ziyaret eden bir Şii, geleneklere göre artık “yarım hacı” olmuş sayılır ve isminin sonuna bir ünvan olarak “Meşhedi“ takısını gururla ekler.

Meşhed kentinde gerçekten Bütün Yollar Türbeye çıkar. Şehrin gelişimi de türbe çevresinde oluşmuştur. 1928 yılında türbenin çevresini temizlemek için bir yasa çıkmış ve türbeye 180 metre uzaklıktaki bütün binalar yıkılmıştır. 1979 yılında bu mesafe 320 metreye çıkartılmış ve bu uzaklıktaki bütün binalar yıkılarak türbeye yer açılmıştır.

Türbenin tamamı yılın belirli dönemlerinde üst seviyeden mollalar tarafından tepeden tırnağa kadar silinip temizlenir ve gül suyu ile yıkanır.

Türbe ve çevresindeki yapılarda bulunan bölümler:
Cami, müzeler, (iki tanesi tamamen altın kaplı) eyvanlar, medreseler, birkaç bahçe, birkaç kütüphane, bir üniversite ve idari binalar. Türbenin arkasında geniş bir mezarlık var. Bu mezarlıkta defnedilmek büyük (ve pahalı) bir şereftir.
İslam devriminden sonra kurulan bir vakfın gelirleri ile türbenin giderleri karşılanmaya çalışılıyor. Aslında taşımacılık şirketinden pastaneciliğe kadar birçok iş kolunda vakfın girişimleri var. Ayrıca bağış olarak toplanan paralarla ve hükümetin katkılarıyla Türbe yönetiminin büyük bir ekonomik gücü olduğu kesin. Yönetim, gelirlerinin büyük bölümünü sosyal hizmetlere ve yardım faaliyetlerine harcıyor.

Türbenin içindeki mozolenin bulunduğu yere, bulunduğu binaya ve yakın çevresine müslüman olmayan bir kişi kesinlikle alınmıyor. Türk pasaportu taşıyan ve müslüman olduğu bilinen bizler için böyle bir engel söz konusu değil. Ancak sarışınsanız ve dış görünüş olarak bir Avrupalı gibi görünüyorsanız yolunuz sık sık kesilecek ve nereli olduğunuz sorulacaktır. Her seferinde Türk ve müslüman olduğunuzu sabırla tekrarlayın. Türbe sınırları içinde yüksek sesle konuşmak, hızlı adımlarla yürümek hatta ortamda eğleniyor gibi gülüp konuşmak gibi davranışlar hoş karşılanmaz. Çok kutsal bir mekanda olduğunuzu ve etrafta herkesin sürekli yasta olduğunu sakın aklınızdan çıkartmayın. Türbeye giren kadınların tamamının siyah “çadoor” giymeleri kesin bir zorunluluktur. Girişteki görevli hanımlar size uygun çadoor’u emanet olarak verecektir. Türbe girişinde çok ayrıntılı bir arama yapılıyor, türbeye fotoğraf makinası, cep telefonu ve herhangi bir çantanın sokulması da kesinlikle yasak. Üzerinizde bulunan kamera ve telefonları girişlerde bulunan kilitli dolaplarda emanete alıyorlar.

Bütün yabancı ziyaretçileri International Relations Office (Uluslararası İlişkiler Bürosu) karşılıyor. Buradaki görevliler iyi derecede İngilizce biliyor ve gelenlere kısa süreli bir video gösterisi yaparak türbe hakkında bilgi veriyorlar. İsteyenler türbe gezilerinde yanlarına rehber de alabiliyor. Bizce, böyle bir rehber almanın faydası vardır. Ayrıca Türkçe bilen rehber / mollalar da var. Bu mollaların size türbeyi gezdirmek yerine dini propoganda yapmaya çalıştıkları şeklinde şikayetler de var.

Kutsal Türbe
Orijinal türbe 9. yüzyılda Halife Harun Reşit tarafından yapılmıştı. 10. yüzyılda saldırılar sonunda yıkıldı ve Gazneli Sultan Mahmud tarafından 1009 yılında yeniden yapıldı. 12. yüzyılda Moğollar türbeye büyük zarar verdi. Daha sonra tekrar restore edildi. 15. yüzyılda Timur’un oğlu Şahruh ve orduları Meşhed’e dokunmadı ve türbeye büyük saygı gösterdi. Daha sonraları gelen Özbek saldırıları sırasında Meşhed şehrinden dışarı göçler yaşandı. Özbekler de bu Türbeye karşı saygılı davrandı ve herhangi bir zarar vermediler.

18. yüzyıla gelindiğinde Meşhed’in ve türbenin önemi iyice ortaya çıkmıştı. Kendisi bir sünni olduğu halde Nadir şah, İmam Rıza Türbesine büyük önem verdi ve genişletme çalışmaları yaptı. 1912 yılında Rus topçuları Meşhed’i bombaladı. Buradaki yaygın inanca göre Rus Çarı’nın devrilmesinin en önemli sebebi kutsal İmam Rıza Türbesini bombalamasıydı.

Mozolenin üzeri, insanı şaşırtan incelikle işlenmiş ve kafes şeklinde altın ipliklerle örülmüş “zarih” ile örtülüdür. şu anki örtü 2001 yılından beri kullanılmış olan beşinci örtüdür. Ziyaretçilerin sürekli dokunmaları ve öpmeleri nedeniyle bu örtü sürekli yıpranmakta ve eskimektedir.

İmam Rıza türbesinin içinden bir görünüm.

Türbe’nin kubbesi 42 metre çapında ve 7 metre yüksekliğinde tamamı altın kaplıdır. Kubbede 16. yüzyılın hat sanatı ustalarından Ali Reza Abbasi tarafından Kur’andan sureler işlenmiştir. Kubbenin iç yüzeyinde renkli cam ve aynalarla mükemmel desenler elde edilerek müthiş bir görsellik yaratılmıştır.

Ana binanın iki yanındaki iki minare de tamamen çiniyle kaplı ve işlidir. Bu minarelerin birbirine paralel durmadığı ve simetrilerinin bozuk olduğunu farkedeceksiniz. Böyle yapılmasının özel nedeni İmam Rıza Caddesi’nden gelen ziyaretçilerin görüş açısına göre türbenin düzgün bir simetriyle görünümünü sağlamak isteğidir.

Gevherşad Camii
Bu ince işlemeli cami İran’da Timur dönemine ait sağlam kalabilmiş ender eserlerdendir. Bu camiyi Timur’un oğullarından Şahruh’un eşi Gevher şad Hatun yaptırmıştır. 1405 – 1418 yılları arasında süren inşaatın sonunda dört eyvanlı, iki minareli bu yapı ortaya çıkmıştır. Binanın kubbesi mavi çinilerle ve çok güzel çiçek motifleriyle süslüdür. Caminin giriş kapısı altın işlemeleriyle mükemmeldir.

Gevherşad Camii

Müzeler
Türbede üç müze vardır, her birini gezmenizi tavsiye ederiz.

Müze-ye markazi (Merkez müze) : Buradaki en büyük müzedir, üç katlıdır. Giriş katında Kacar döneminden kalmış ve bir yüzü altın bir yüzü gümüş kaplama kapıyı mutlaka görün. Kapının üzerindeki hat sanatında Kur’andan bazı sureler işlenmiştir. Kapının hemen yanında 18. yüzyıldan kalma binlerce küçük inci ile işlenmiş bir seccade bulunur. Bunların dışında 1215 yılından kalma taştan mihrab, 800 yaşındaki bir ahşap kapı ve bir ton ağırlığındaki taştan su tankı dikkat çekicidir. Birinci katta İran’ın büyük minyatür sanatçılarından Mahmud Farsciyan’ın önemli bazı eserlerinin orijinalleri yer alıyor. Bunlar arasındaki “Beşinci gündeki yaradılış” ve “Aşure günü öğleden sonrası” adlı eserleri dikkat çekicidir.

Halı Müzesi : Buradaki en ilginç parça Yedi Sevgili şehrin Halısı ismindeki halıdır. Bunun yapımında 10 bin kişi çalışmış ve 14 yıl içinde toplam 30 milyon kadar düğüm atılarak tamamlanmıştır.

Kur’an Müzesi : Bu müzede yüzden fazla sayıda el yazması Kur’an bulunmaktadır.

Meşhed Sayfası

Bazargan-Tebriz yolu

0

Bazargan’dan sonra ulaşmanız gereken yer, Tebriz üzerinden Tahran olacaktır. Bazargan-Tebriz yolu, İrana girenlerin ilk gördükleri yol olur. Bu mesafeyi aşmak için aşağıdaki alternatiflerden birini seçebilirsiniz.

Otobüs ile
Bazargan’dan kalkan taksi dolmuşlar sizi kişi başına 2 bin – 3 bin Riyal (200 -300 Tümen) gibi bir ücret karşılığında 15 km. ilerideki Maku kasabasına götürür. Buradaki otobüs terminalinden Tahran’a ve Tebriz’e kalkan otobüsleri bulabilirsiniz. Maku – Tahran arası otobüsle 13 saat kadar sürer.

Otobüsler kalitesine göre üç sınıftır. İran yapısı 0302 Mercedes otobüsleri Normal, Delux ve Süper Delux olarak düzenlemişler. Maku’dan Tahran’a otobüs ücreti 3 bin ile 5 bin Tümen arasında değişir. Yolcu yoğunluğu olan zamanlarda hiç yer yok denilen otobüsün kalkış saatine yaklaşıldığında yolcuların bagajlarını yerleştiren muavinler belirli bir bahşiş karşılığında size son dakikada yer bulabilir. Bu yer, genellikle normal olarak yolcunun oturması yasak olan en arka koltuk olur. Arka koltuk rahatsız olabilir diye endişelenmeyin, otobüsler oldukça rahattır. iran’ın düzgün karayollarında sarsıntısızca yolculuk edebilirsiniz.
Herhangi bir nedenle Maku’da gecelemek zorunda kalırsanız gideceğiniz tek otel iran devletinin işlettiği Mihman Saray’dır. Burası kaloriferli, banyolu ve klimalı hizmetiyle ucuz ve kaliteli bir hizmet sunmaktadır. Tahran’a giden araçlarda yer bulamazsanız Tebriz’e kadar gidip oradan yola devam etmek de mümkün. Maku – Tebriz yolu 3 saat sürer ve bilet fiyatı 1.000 – 1.500 Tümen arasıdır. Otobüslerin en son hareket saati olan 18:00’e kadar Maku’ya ulaşamayacaksanız en iyisi Bazargan’dan Tebriz’e taksi ile gitmektir.

Taksi ile
Bazargan gümrüğünün çıkışında bekleyen taksileri muhakkak görmüşsünüzdür. Bu Taksiler, Tebriz’e 15 bin Tümen karşılığında gider. Taksiyi paylaşacağınız kişi sayısına göre bu ücreti bölüşürsünüz. Bu taksiler sizi Tebriz’de otobüs terminaline kadar götürecektir.

Bazı taksilerin buradan Tahran’a kadar sefer yaptıkları bile olur. 6 silindirli büyük Amerikan otomobilleri, modelleri eski bile olsa size nostaljik anılar yaşatacaktır. Bu taksiler 1200 kilometrelik yolu ortalama 10 – 12 saatte alırlar. Tüm taksinin kirası 100 bin tümendir. Taksideki kişi sayısına göre bu ücret paylaşılır. Halk arasında “şevellet” denilen bu taksilerde 6 kişi rahatça yolculuk yapabilir.

TAHRANA DOĞRU

Uçak ile
Tebriz’e kadar herhangi bir araçla geldikten sonra, buradan Tahran’a gitmek için havayolunu da kullanabilirsiniz. Tebriz – Tahran arasında her gün 5 seferi ile iran Air hizmetinizdedir. Bilet ücretinin ucuz olması nedeniyle uçaklar en azından iki hafta önceden dolmaktadır. Son uçağın hareket saati 19:00’ -dur. Tebriz’e bu saatten önce ulaştıysanız havaalanına giderek şansınızı deneyebilirsiniz. Bazen havaalanı müdürü ya da görevli kişilerden rica ederek son dakikada yer bulmak olasıdır. Tebriz – Tahran arası uçuş süresi 1 saat, ücreti 19 bin Tümendir.

Tren ile
Tebrizden Tahrana her akşam 18:00 ve 19:00’da iki tren hareket etmektedir. Trenlerin ikisi de yataklıdır ve kış mevsiminde gayet iyi bir şekilde ısıtılmaktadır. Türkiye’den buraya kadar hiçbir yerde konaklamadan geldiyseniz ve iyi bir uykuyla dinlenmek isterseniz geziye trenle devam etmek iyi bir alternatif olabilir. Trenlerin yemekli vagonunda iran mutfağının geleneksel ürünleri sunulur. Tabii ki Chelo Kebap başta gelir. Bunun yanında buğday çorbası, Iran pilavı ve yoğurt bulabilirsiniz.

Ana Sayfa

Vekil Camii

0

1773 yılında Zend’li Kerim Han tarafından yaptırılmış olan Vekil Camii, sultanın ihtişam sergileme hevesinin bir ifadesi olmuştur. İran camilerindeki geleneksel dört eyvan yerine, burada çok güzel düzenlenmiş iki büyük avlu inşa edilmiş. iç avlu, harika çini işlemeli kameriye ve sundurmalarla çevrelenmiş. Caminin mihrab bölümü tamamen mozaik işlenmiş ve her biri tek parça taştan kesilmiş 48 sütunla desteklenmiş bir kubbenin altındadır.

14 basamaklı ve tek parça bloktan yapılmış mermer mimber, iç düzenlemeyi tamamlıyor. Caminin 1773 yılında yapılmıs olmasina karşın özellikle çiçek desenli çini işlemelerin çoğu daha sonra Kacar döneminde yapılmıştır. Cami, iki büyük depremi atlattıktan sonra halen ayakta kalabilmiş sağlam bir yapı olarak dikkati çekiyor. Hemen yanında Şiraz Bazaar (Kapalı Çarşı) var, camiden sonra çarşıya girebilirsiniz.

Siraz Sayfası

Dervaz-e Kuran

0

Şiraz’in girişinde yer alan bu Dervaz-e Kuran yapısı, aslında bin yıl kadar önce yapılmış bir giriş kapısıdır. Zend’li Kerim Han, bu yapının üst katında bir odaya kutsal kitaptan bazı bölümleri koyduktan sonra bu kapıya Kur’an Kapısı denir olmuş. Şiraz’daki yaygın bir inanca göre seyahate giden bir yolcu bu kapının altından geçerek yola çıkarsa kesinlikle güvenli bir şekilde geri dönermiş. Bu kapı 1950’lerde yıkılmış ve daha sonra yerel bir tüccarın bağışlarıyla yeniden yapılmış.

Siraz Sayfası

Sosyal Medya

910BeğenenlerBeğen
1,747TakipçilerTakip Et
189TakipçilerTakip Et
24,200AboneAbone Ol
- Reklam -

Kaçırmayın