Yezd kentinde 12 adet tarihi pazar bulunur. Bunlardan en önemlileri Han Pazarı, Kuyumcular Pazarı ve Pencah Ali Pazarıdır. Bu pazarlarda yerel desenler işlenmiş ve şehrin kültürel zenginliğini gösteren ipek keşmir, brokar, Yezd şalı gibi tekstil ürünleri alabilirsiniz. Yezd’in, ayrıca pasta ve tatlıları da çok ünlüdür. Baqlava, quttab gibi yerel tatlı çeşitlerini tatmanızı öneririz.
Ulusal Mücevherler Müzesi, Ferdovsi Caddesindeki Bank Melli’nin arkasında Alman Elçiliğinin karşısındadır. Mücevher uzmanlarına göre dünyadaki en değerli mücevher kolleksiyonu buradadır. Buradaki taşların tarihi yüzlerce yıl geriye gider ve her bir değerli parçanın birçok savaşa neden olduğu buradaki yazıtlarda yazılıdır.
1738 yılında Nadir Şah Afşar’ın Hindistan seferi sırasında kendisine para ve içinde Derya-yı Nûr (Nur Denizi) ve Kuh-i Nûr (Nur Dağı) elması bulunan hediyeler sunulmuştu. Bunlardan Kuh-i Nûr elması daha sonra birçok el değiştirmiş ve şimdi Londra’da Tower of London’da sergilenmektedir.
Nadir Şahın tahtı
Burada sergilenen taht, Nadir şah Tahtı olmasına rağmen Nadir şah ile bir ilgisi yoktur. Tahtın, 1798 – 1834 yılları arasında yaşanan Fetih Ali şah dönemine ait olduğunu gösteren kanıtlar çok. Örneğin tahtın oturma yerinin etrafındaki yazıtta, tacın yapılmasında Fetih Ali Şahın etkili olduğu sonucu çıkartılabilecek bilgiler vardır. Fetih Ali Şahın, bu tahtı krallığının ihtişamını hem yerli hem de yabancı misafirlerine göstermek için yaptırmış olması büyük bir olasılıktır. Bu amacı gerçekleştirmek için 12 ayrı panelde toplam 26.733 adet degerli taş kullanılmıştır. Bu taht, Muhammed Rıza Pehlevinin taç giyme toreninde de kullanılmıştır.
Nadir Şahın Tahtı
Elmaslı Taç
Bu taç, Rıza Han ve Şah Rıza Pehlevi tarafından kullanılmıştır. Altın ve gümüş kullanarak yapılmış, elmaslar, zümrütler, safirler ve inciler kullanılarak süslenmiştir. Kumaşı ise kırmizı kadifedir. Tacın dört yanında da elmaslardan yapılmış birer panel bulunur. Tacın yapısı Sasani krallarının tasarımlarına benzer. Tacın ön yüzünde bulunan güneş deseninin ortasında çok büyük bir sarı elmas bulunur. Taçtaki taşlar şunlardır :
Elmas : 3.3380 adet – 1.144 karat Zümrüt : 5 adet – 199 karat Safir : 2 adet – 19 karat İnci: 368 adet – mükemmel eşleştirilmiş Tacın toplam ağırlığı 2.080 gram
Bu taç, Kacar Sultanlarının taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Ayrıca Pehlevi hanedanının sultanları olan Rıza Hanın 25 Nisan 1926 tarihindeki ve Rıza Pehlevinin 26 Ekim 1967 tarihindeki taç giyme törenlerinde kullanılmıştır.
Elmas İşlemeli Taç
Mücevherler Küresi
Bu kürenin işlenmesine 1869 yılında Nasreddin şah döneminde başlandı. İbrahim Mesihi ismindeki bir taş ustasının yönetiminde bir grup İranlı taş ustası bu küreyi Iran hazinesindeki parça taşları kullanarak yapmaya başlamıştır. Bu kürede kullanılan toplam altın miktarı 34 kilo ve değerli taş ağırlığı 3 kilo 656 gramdir. Kullanılan toplam taş miktarı 51.366 adettir. Dünya haritasınin değerli taşlarla çizildiği bu kürede denizler zümrüt ve karalar yakut ile gösterilmiş. Güneydoğu Asya, İran, İngiltere ve Fransa, elmaslarla işlenmiş. Hindistan ise pastel renkli yakutla belirlenmiş. Merkez ve Orta Afrika safir ile kaplanmış. Ekvator çizgisi ve öteki coğrafi hatlar elmas ve yakutla çizilmiş durumda. Kürenin çapı 66 cm ve üzerine oturdugu kaide, ahşap üzerine altın kaplamadır ve değerli taşlarla kaplıdır.
Taş işlemeli dünya küresi
Tavus Kuşlu Taht – (Güneş Tahtı)
Fetih Ali şah zamanında ve Fetih Ali Şahın emri ile İsfehan valisinin denetiminde bu taht, altın ve parça taşlar kullanılarak imal edilmiştir. Tahtın sırt dayanacak bölümünde kullanılan güneş deseni nedeniyle “Güneş Tahtı” diye isimlendiren de vardır. Fetih Ali Şah, yeni evliliğini Tavus Tacoduleh ile yapınca bu tahta “Tavus Tahtı” ismi verilmiştir. Bazı araştırmacılar bu tahtın Hindistan’dan kaçırılmış ünlü Tavus Kuşlu Taht olduğunu iddia etseler de gerçekte bu taht, orada sözü edilen orijinal taht değildir. Tahtın üzerindeki yazıtlar mavi mine ile ve altın zemin üzerine işlenmiştir. Taht, 1981 yılına kadar Gülistan Sarayında teşhir edilmiş, 1927 yılından beri şimdiki yeri olan Ulusal Mücevherler Müzesinde sergilenmektedir.
Tavus Kuşlu Taht
Derya-i Nur (Işığın Denizi) Elması
Bu ünlü elmas, dunyanın en büyük pembe elmasıdır ve bu müzedeki en değerli parçalardan birisidir. ılk once Nadir şahın torunu Şahruh Mirza’ya miras kalmıştı. Daha sonra Zend ve Kacar hanedanına geçmiştir. Kacar sultanlarından Nasreddin şah, bu elmasın Kurus’un tacını süsleyen elmaslardan birisi olduğuna inanırdı.
Bu elmas, 182 karat ağırlıktadır ve soluk pembe renklidir. Çerçevesinde 457 adet pırlanta ve 4 adet yakut bulunur. Derya-i Nur elmasınin aslında 242 karat ağırlığındaki daha büyük bir elmasın bir parçası olduğu ve bu taşın ikinci parçasının gene bu müzede bulunan başka bir taş olduğunu öne sürenler de vardır. Ünlü gezgin Tavernier 1642 yılında yaptığı doğu gezisinde bu tip bir elmasın varlığından söz etmişti.
1971 yılında Pers ımparatorluğunun kuruluşunun 2500. yılında Shahyad Anıtı olarak yapılmıştır. Anıt, 2.500 adet yüzyüze bakan taş ile süslenmiştir. Anıtın orta katlarında bir İran Tarihi müzesi bulunmaktadır. Asansörle en üst kata çıkarsanız tüm Tahran’ı görebilirsiniz. Anıtın bulunduğu meydan, Meydan-ı Azadi adıyla anılmaktadır.
Tahran’ın çok popüler Teleferiği (İran’da Telekabin diyorlar) Velenjak Caddesinin sonundadır ve 3957 metrelik Tochal dağının bir bölümüne çıkmaktadır. İlk iki istasyona kadar yürüyerek de gidebilirsiniz. İstasyonların yakınında çayhaneler ve restoranlar hizmettedir. Teleferiğin ulaştığı yükseklikten Tahran’ın panoramik görüntüsünü izlemeniz mümkün.
Tahran’ın yoğun trafiğinden ve yaz mevsiminde iseniz boğucu sıcaklığından kaçmak için en iyi alternatifiniz Derbend’dir. Derbend’e ulaşmak için öncelikle Tejriş Meydanına gitmelisiniz. Buradan da Derbend’e dolmuş-taksiler kalkar.
Derbende giderken yol üstündeki pestil satıcıları.
Burası Tahran’ın en kuzey ucunda dağın eteklerinde kurulmuş bir tür eğlence ve piknik yeridir. Dağdan gelen bir derenin iki yamacı sayısız çayhane, kebapçı ve lokanta ile dolmuş durumdadır. İki yamacın arasındaki daracık yoldan yukarılara doğru tırmanın. Haftasonları yoğun ilgi nedeniyle adım atacak yer bulamayabilirsiniz. Ancak sayısı çok fazla olan restoranların şark köşesi stilinde döşenmiş tahtlarında mutlaka bir yer bulacaksınız. Hemen kendinize bir çay söyleyin. Çayın yanında kıtlama şekeri ile birlikte hurma da verilmektedir. Çıkışa göre soldaki yamaçta küçük bir teleferik çok yüksekteki tek istasyona taşımacılık yapmaktadır. Buradan Tahran’ın panoramik bir manzarasını görebilirsiniz.
Nadir Şah müzesi ve Türbesinin bahçesindeki 5 metre yüksekliğinde ve 14 ton ağırlığındaki dev bronz heykel, bir grup askerle birlikte savaşa hazırlanan at sırtındaki Nadir Şah’ı başı sarıklı ve elinde baltasıyla gösteriyor.
Nadir Şah, Meşhed şehrini kendine merkez yapmış ve burayı Hindistan’a düzenlediği saldırılarda hareket noktası olarak seçmişti. Türbenin bulunduğu yerde bir de müze var. Bu müzede 18 ve 19. yüzyıla ait silahlar, miğfer ve zırhlar gibi askeri tarih eserleri sergileniyor. Müzenin bahçesindeki tek parça bronz bir top, 1591 İspanyol yapısıdır. Buraya nasıl geldiği bilinmiyor.
Şiraz’da doğmuş ve Şiraz’da ölmüş, (1209-1291). Sadi’nin Türbesi de bu nedenle Şiraz kentine yapılmıştır. Sadi’nin hayatı gezilerle geçmiş ve bir anlamda Gezginlerin şairi olmuştur. Sa’di, ilk eğitimini Bağdat’ta almış daha sonra Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Hindistan’a kadar gitmiştir.
Hem şiirde hem de düz yazıda çok başarılı eserler vermesinin nedeni, insan karakteri ve yaşam konularında felsefi düşüncelerini sanatıyla birleştirebilmesindeki ustalıktır.
Sa’di, bir dönem Haçlılar tarafından esir alınmış ve Tripoli’de cezaevinden tünel kazarak kaçmıştır. Hafız’ın Şiraz’dan dışarıya çıkmayıp dünyayı tek bir şehirden ibaret görmesine karşılık Sa’di’nin şehri, bütün dünya olmuştur. Sa’di, 30 yıldan fazla bir süre gezgin derviş olarak yaşamış, Hindistan’dan Anadolu’ya Lübnan’dan Etiyopya’ya kadar dolaşmıştır. Kendi deyimiyle “ruhsal açlığını doyurmak için” rastgele konukseverliklerle de karşılaşmış, aşırı açlık ve susuzluk dönemleri de yaşamıştır. Verdiği eserlerden en önemlileri “Bostan” ve “Gülistan” isimlerini taşır.
Sadinin temsili resmi
Türbesi, bir tepenin eteklerinde, “Qanat” ismi verilen su yolu ile beslenen balıklı bir havuz başında, sakin ve huzurlu bir ortamdadır. Türbe, beyaz mermerden yapılmış ve üzerinde :
Şiraz’lı Sa’dinin türbesi aşkın kokusunu saçacak
Hatta, onun ölümünden binlerce yıl sonra bile.
beyiti işlenmiş.
Türbede beyaz mermer sütunlar üzerinde çini işlemeli bir kubbe yer alıyor.
Türbenin altında mahzen görünümlü bir çayhane var.
Meşhed’in 4 km. kadar kuzeyindeki bu türbe, sekiz köşeli bir yapıdır ve İmam Hace Rabi için yapılmıştır.
Safevi sultanı Şah Abbas tarafından yaptırılan bu türbe, birkaç kez yıkıma uğramış ve onarılmıştır. Büyükçe bir bahçenin ortasında yer alan türbenin etrafı zamanla bir mezarlığa dönüşmüştür. İran – Irak savaşında şehit olanların mezarları bahçeyi kaplamış durumda. Bu onurlu yere gömülmek isteyen kişilerden ücret istenmeye başlandıktan sonra talep çok olduğu için istenen ücret çok yükselmiş. Günümüzde bu bahçede bir kişilik mezar yeri için 800 dolar ödenmesi gerekiyor. Mezar 30 yıl süre ile burada tutuluyor ve sonra yok ediliyor.
İki isimli bu küçük kent, 13. yy.da Moğol saldırıları sonucu yıkılmadan once, önemli bir eğitim ve kültür merkeziydi. 1389’da Timur’un orduları Tus’u kimsenin yaşayamayacağı kadar yakıp yıktığı için, şehir günümüzde de terkedilmiş görüntüsünü korumaktadır. Şehrin eskiden kalma kalesinden sadece duvar artıkları karmıştır.
Tus Kenti, Meşhed’den 23 km uzakta, otobüs veya minibus ile kolayca ulaşılır bir noktadadır.
Tus’da, İran’ın tanınmış epik şairi Firdevs’in türbesi, tam öldüğü yer olduğu iddia edilen noktada inşa edilmiştir. Buradaki köy, Firdevs zamanından beri varlığını sürdürmekte olan küçük bir köydeki görülmeye değer tek eserdir. Şair, vefatında kendi evinin bahçesine defnedilmişti. Bunun bir nedeninin yazdığı eserlerde islamı övmemesi olduğu diyenler de vardır. Daha sonra, ancak Firdevs’in bininci ölüm yıldönümünden de sonra 1933 yılında bugünkü türbe haline getirmeye başlanmıştır.
Türbenin hemen arkasında, İngilizce tabelalarla gösterilen eski kale duvarlarının kalıntıları bulunur.
Türbenin bahçesinde bir Tus müzesi vardır. Müzede 11. yy.dan kalma seramik ve çömlekler görülebilir.
Şiraz şehir merkezinde bulunan bu kale, tamamı tuğladan yapılmış ilginç bir mimariye sahiptir. Savunma amaçlı yapılmış olması gereken bu kale, yuvarlak hatlarıyla sanki sadece estetik kaygılar taşıyor gibidir. Kale duvarlarının yüksekliği yaklaşık 14 metredir ve oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bu kale, Kerim Han tarafından, saray bahçesinin bir parçası olarak, İsfehan’daki büyük eserlerle rekabet için yaptırılmıştır.
Kalenin yan duvarı
Kalenin girişindeki yazıtta Farsça olarak : “Şiraza yeni gelen bir gezgin, uzun süre Kerim Han Sarayının endamını övmekten geri duramayacaktır” sözü yazılmıştır.
Giriş ücretini ödedikten sonra kalenin iç avlusuna girersiniz. Burada geniş bir bahçe, kralın özel dua mekânı ve özel hamami vardır. Binanın ahşap işlemeleri, vitrayları ve duvarlardaki minyatürlere hayran kalacaksınız.
Zend’li Kerim Han’ın yabancı konuğu karşılayışı.
Kalenin dört tarafındaki kulelerden birisi Pisa kulesi gibi eğik durmaktadır. Uzmanlar bu eğriliği düzeltmek için uğraşmış ama başarılı olamayınca kendi haline bırakmışlar. Pehlevi döneminde bu kale, hapishane olarak kullanılmıştır.